7 Ekim 2018 Pazar

Bir Deli Rüzgar: İçine çeken bir masal...


Bazı şeyler çokça sıkıyor insanın canını. Olmayana özlem gibi derin ve sancılı oluyor yaşadıkları. İçerisinde biriktirdikleri, biriktirmek isteyip de elde edemedikleri günün sonunda çalıyor kapıyı. Sonrası tufan tabii... Sığınmaya çalıştığın bir liman olarak nefret iyi hoş da, nereye kadar saklanabilir ki duygular? Yaşlar süzülmez mi gözlerden? Ne kadar bağırırsan bağır, daha çok haykırmaz mı özlemini bu durum?.. Kimse dört dörtlük hayatlar yaşamıyor. Elbette yaşayanlar vardır ama hiçbir zaman istisnaların kaideyi bozduğu görülmemiştir. Çünkü hep çoğunluk kısımda olan ezilmiştir, doğanın acımasız bir kanunu gibidir bu... Uğur'un içerisinde olduğu durumu anlamak da bu yanıyla çok kolay. Ona üzülmek, sığındığı nefreti sorgulamamak da olağan. Yerinde kim olsa, sevgisini ilk etapta gizlemeyi tercih ederdi. Ancak işi intikam boyutuna taşımasaymış keşke. Ne bileyim, yine de gölgesinin annesinin üzerinde olduğunu görmek isterdim. Ona yine duvarlar örmüş gibi gözüksün, lâkin arkasını döndüğünde kol kanat germeyi ihmal etmesin... Bu çok mu zordu? Yaşadıklarına derinlemesine inmedikçe cevap vermesi imkansız. Ama Melike evine geldiğinde dolan gözleri bir şeyler fısıldıyor yine de. Kırgın küçük bir çocuk var belli ki hâlâ içinde bir yerlerde. İntikam arzusu ise o çocuğu saklamak için taktığı bir maske...


Uğur'un en büyük şansı, kendisine benzeyen bir hikâyesi olan Gökçe ile yan yana olması. Onunla olan ilişkisi de bambaşka düşüncelerle başladı ancak günün sonunda geldiği nokta ortada. "Sen benim gibisin" kilidi çözen anahtar oldu. Onun izlediği yolu takip eder mi bilmem lâkin, Gökçe'den etkilenip annesiyle olan ilişkisinde farklı adımlar atacağını düşünüyorum ben. Eskisi kadar keskin olmayan, maskesi biraz aralanmış... Kimse beni annesini vuran o herifin parmağını sırf intikamı kendisi alma arzusunda diye koparttığına ikna edemez. Bu bölümde akan gözyaşlarından sonra, ondan gerçekten nefret ettiğine de keza. Havada kalan kısımlar ise zamanla cevaplanmaya açıklar. Mesela annesinin altı aylık kirasını onun ödediğini öğrensek fena mı olurdu? Bence şahane olurdu. 




Tabii ben demiyorum ki Melike'yi hiçbir şey olmamış gibi affetsin, dizlerinde uyusun. Bu da fazla masalsı olurdu. Ali ile Uğur'u neden terk ettiğinin sağlam sebepleri olması lazım ki, Melike'nin yanında duralım... Birincisi Uğur'un, Ali'den olduğuna zerrece inanmıyorum. Geçmişe gidip geldiğimiz her seferinde üzeri kalın çizgilerle çizilen benzer karakter özellikleri Reşat'ı işaret etmekte. Ali ise sırf Melike üzülmesin, Uğur da ortada kalmasın diye babalık yapmaya kalkmıştır. Sonuçta bu bölüm Reşat'ın evli ve çocuklu olduğunu öğrendik. Ekstra en kızgın anında dayanamayıp Melike'nin dudaklarına öpücük kondurduğunu da gördük. Hatta yetmedi, gelecek bölüm fragmanında onu öldürmesin diye abisinden kaçırdığı gösterildi. DNA testi yaptırsak bu kadar kesin sonuç verir yani... Ayrıca babasız bir çocuğa, hele de Melike'nin çocuğuysa o düşünmeden babalık yapmayı kabul edecek karakterde birisi Ali. Dizideki en iyi karakter o şüphesiz... Hangi gerekçe o iyi adamı ve çocuğunu ardında bırakmaya sebep oldu pek merak ediyorum. Eğer tatmin etmezse, Uğur'un taktığı o nefret maskesinden bir tane de ben edinmeyi düşünüyorum. Bir ikincisi, Uğur için ikinci drama sebep olacak bir olay örgüsü vadediyor yazdıklarım. Annesinin zamanında onları terk edip gitmesini sindiremeden, şimdi bir de babasının aslında başkası olduğunu öğrenince neler olur düşünmek dahi istemiyorum. En iyisi bir süre hem biz düşünmeyelim hem de ortaya çıkmasın...


Annesine özlem duyan Uğur, babasına özlem duyan Gökçe... Kaderleri daha en başından benzer yazılmış gibi. Sanki en başında, günün sonunda yan yana gelmeleri tasarlanmış ve kader ağlarını örmüş... Annesine duyduğu 'nefretle' yaklaştığı o kızın kendisiyle kader benzerliği sonrası, Uğur'un yelkenlerini suya indirmesi kaçınılmazdı. Bundan sonrasında her zaman Gökçe'nin yanında olmak istemesi, onu hemen korumaya geçmesi de sürpriz değil. Gökçe'nin ne kadar kızmış olursa olsun ona güvenmesi de yine hiç şaşırtıcı değil. Birbirlerini daha şimdiden tamamlamaya başladılar aslında. Karşılarına çıkan engelleri aşarken de o elleri hiç ayrılmaz diye umuyorum...


Gökçe'nin babasına gelirsek, Eren olduğu su götürmez. Onun kızı olduğunu bilerek Gökçe'ye yaklaştığına inanmamızı sağlayan şeyse, annesinin geçtiğimiz bölüm babalığına imalı laflar sokması. O değirmenin suyunu belli ki Eren döndürüyor. Her ne kadar fazlaca 'ilgili' hali ilk etapta Gökçe gibi beni de rahatsız etmiş olsa da, adam direkt "Ben senin babanım" diyemeyeceği için ve kızını görmüş olma heyecanını bastıramayacağından anlayışla karşılamayı seçiyorum. Gelecek bölüm fragmanında gördüğümüz üzere imzalanan sözleşmeyi yırtıp, kendisinin belirleyeceği maddelerle yeni bir sözleşme teklif etmesi ise hoşuma gitti. Bu ilk etapta 'Ne alaka?" sorusunu aklına getirebilir yine Gökçe'nin, niyetini sorgulatabilir ama sanmıyorum ki bu cazip teklifi reddetsin. Hop, oldu mu sana Uğur'la karşı karşıya gelmesi için güzel bir sebep? Öyle kızgın atışırken de pek ateş ediyorlar, şimdi karşı karşıya gelmesinler diyemedim. Nasılsa hikâyenin bir yerinde babası olduğunu öğrenecek ve Uğur'la yoluna devam edecek. Hem aşkta hem de işte...


Şöhret basamaklarını tırmanmak şüphesiz ki zor. Günümüzde kısa süreli popülerlik elde etmek kolay ama bunu sürdürülebilir bir zemin üzerinde inşa etmesi bir o kadar zor. Tam da bu sebeple sağlam donelerle hareket etmeli, ne yaptığını bilmelisin. Karşına çıkan engelleri aşarken de, bunları gözardı etmemelisin. Hem bilenmeli hem de amacına odaklanmanı sağlar mâlum ki. Sonrası ise emeklerinin karşılığı... Gökçe bu matematikle yürürse ayakları yere basan bir şöhrete sahip olacağı kesin. Ama ben ne oldu da Melike böylesine tökezledi merak ettim. Her şeyini elinden Uğur aldı diyelim, yine de kendi ayakları üzerinde durabilecek gücü kalmalıydı. Bir gece kulübünün tuvaleti önünde kolonya tutması ne bileyim biraz abartı geldi. Hele de günümüzde halen insanlar tarafından tanınırken... Kendini cezalandırmak için bile olsa, kirasını ödeyemeyecek kadar düşmesi akıl alır gibi gelmiyor. O hırslı, azimli, kararlı kız nasıl bu kadına dönüştü anlamıyorum. En karamsar olması gerektiği anlarda dahi omuzlarını dik tutan genç Melike'den, haklıyken bile boynu bükük duran bu Melike'ye nasıl gelindi meraklardayım. Tatmin edici cevaplar bekliyorum. İzlediğimiz bölümler sonrasında alacağımızı düşündüğümü de söylemeliyim...


Bir Deli Rüzgar'ı ilk tanıtımından itibaren sıfır beklentiyle takip ettim. Geçmiş sosu bol, klişelerle bezeli bir dram dizisi olacaktı ve heyecanlanmaya gerek yoktu. İlk bölümünü de tamamen hakkında fikir edinmek için izlemeye koyuldum. Peki ne oldu? Bölüm başladığı andan, finaline kadar kendimi sıkılmadan ekrana bakıyorken buldum. Oldukça başarılı bir ilk bölümdü. Yayınlanan diğer bölümler de keza, çok az reklam girmesine rağmen hiç sıkmadan aktı, bitti. İlk bölümün başlarında hafiften darlamaya yüz tutan geçmiş sahneleri, ortalarına doğru beni içine çekmişti. Sonrasında o entrikası bol geçmiş hikâyesi en az günümüz kadar keyifli bir hâl aldı benim için. Erkenci Kuş izlerken, yeni gününde de izlemeyi düşünürken; tam da onunla ilgili yazımda bahsettiğim 'ekstrem hikâye' çıkmıştı karşıma. Kendini bozmadığı sürece bırakmak niyetinde de değilim. Bozduğunda da bırakacak gibi değilim ya, dostlar alışverişte görsün niyetim. Senaristi Volkan Gürses'in sanırım yazdığı ilk dizisi. Bu durumda kalemini oldukça başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim. Kaçırdığım bir yapımda da kalemini oynattıysa affola, başarılı bulduğum görüşü bu durumda da tazeliğini korumakta...


Pınar Deniz'e dair zerrece bir ön yargım yoktu. Vatanım Sensin'de öyle nefret edilesi bir Yıldız performansı çıkartmıştı ki ortaya, bu benim için yeterli bir referanstı. Her ne kadar bazı fanları, Vatanım Sensin zamanı yaptığım Yıldız eleştirilerini kendisine yapmışım gibi başta biraz tepki gösterseler de; sonradan birbirimizi anladığımızı düşünüyorum. Gökçe'ye gelirsek, üzerine kusursuz bir şekilde giymiş. Sesinin güzelliği de kaymağı olmuş. Onu hem izlemek hem de dinlemek apayrı keyif... Berk Cankat'ın oyunculuğundan daha çok mütevaziliğini seviyorum. O kadar naif ve doğru bir insan ki, bu onu gözümde her seferinde daha değerli kılıyor. Ha sanılmasın ki, performansını beğenmiyorum. Aksine, gayet başarılı bir iş ortaya çıkarttığını düşünüyorum. Ben, Sana Bir Sır Vereceğim izlemedim ancak Güzel Köylü, Yıldızlar Şahidim ve Gülizar'daki performanslarını izledim. Her birinde oldukça başarılıydı ama Uğur'un kendisi için gerçek bir sıçrama tahtası olacağına inanıyorum. Reytingden yana şanssızlığını da umarım Bir Deli Rüzgar'la birlikte kırmayı başarır... Almila Ada'yı Adı Efsane'de izlemiştim. Kötü bir performans ortaya çıkardığını düşünmemiştim ama yeterli miydi? Kendini geliştirdikçe daha iyiye gideceği kesindi. Bir Deli Rüzgar'ın ilk bölümünde de yine zamana ihtiyacı varmış gibi geldi. Ama bölümler ilerledikçe genç Melike'yi daha fazla sahiplenmiş olduğunu görüyorum. Sahnelerinin kalitesinin arttığı kesin. Genç Melike olmak her geçen hafta biraz daha yakışıyor ona... Hatice Aslan için herhangi bir yorumda bulunmam bile hadsizlik. Ona dair değil, karakterine dair eleştirilerim var. Boynu bükük, yenilmiş bir Melike görmekten hiç hoşlanmıyorum. Hele de genç Melike'yi izledikten sonra. Bakalım tam olarak ne onu bu hale getirdi... Erdem Kaynarca'yı daha önce Kalp Atışı'nda izledim. Orada çok sevdiğim bir karakter değildi giydiği, burada da tam seveceğim dublajı beni benden alıyor; yapamıyorum. Rica ediyorum kendi sesine dönsün. Bu şekilde Tunahan'ı benimseme ihtimalim pek düşük... Kanbolat Görkem Arslan'a dair yapabileceğim tek eleştiri, "biraz kilo alsın yahu" olabilir. Her zamanki gibi rolünün hakkını vermekte...


Diziye dair eleştirileri, beklentileri yazıyorum ama her şeyin tek bir noktada kitlendiğini de unutmamak lazım. Bir Umut Yeter'in salıdan taşınması, O Ses Türkiye'nin yeni sezonunun başlaması derken; cumartesi günleri hiç olmadığı kadar zorlu bir hâl almış vaziyette. Hele de Erkenci Kuş'un yazdan kalma reytinglerini yeni sezon ve yeni gününde de koruduğunu düşünürsek. Umarım Bir Deli Rüzgar bu zorlu savaşta ayakta kalmayı başarır ve reyting derdi olmadan, keyifle izleyebiliriz bölümleri. Şunu açıkça itiraf etmeliyim ki kurulan o dünya kesinlikle yüksek reytingleri hak etmekte. Hak ettiğini verecek daha fazla deneği cezbetmesi dileğiyle... 

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Fakat sesine ve sahnesine hayran olduğumuz #MelisRengin den bahsetmemiz olmanız gerçekten çok üzücü....

    YanıtlaSil