26 Ağustos 2014 Salı

Ulan İstanbul: Mahallelinin derdi


Cömertlikleri ülke sınırlarını aşacak cinsten fedakar olan çetemiz, iki haftadır Ali Rıza için para aşırmayı bir kenara bıraktı hem kendi, hem de mahallelinin totolarını kurtarmaya çalışmaktalar. Geçen hafta yine oldukça başarılı bir bölüm izlemiştik ve bu bölümde de yine oldukça keyifli sahne ve göndermeler izledik. Bakalım onuncu bölümde neler neler olmuş...

Dizinin dokuzuncu bölümünde, Ceyhun'un odasına koydukları böceği almak için bir mücadele sergileyen sevimli çetemiz, son sahnede altın vuruşla bölüm perdesini kapatmıştı. Ferdi'nin böceği alması sonrası, ofisinden çıkarken Ceyhun görmesin diye arkasından yetişen Derya dudaklarına bir öpücük kondurmuş ve bunu Ferdi'de görmüştü.

Onuncu bölüm
Derya'nın babasının duruşmasıyla açıldı bölüm. Duruşma sonrasında, Ali Rıza'nın tutukluluğunun devamına karar verdi hakim. Tabi, bir milyon lira para ödenirse salınıverecekti. Ama çetemizi, bu bölümde de başka bir macera beklemekteydi...


Mahalleye evlerini yıkıp yerine akıllı konutlar yapacağını vadeden bir inşaat şirketinin temsilcisi geldi. Elbette, mahalleliyi fişekleyen de muhtar beydi. Mahalleli, gelen bu adamın 'akıllı konut' dümenine en çok da muhtarın gazlamasıyla kanmaktaydı. Bu sırada evlerinin tapularını koşa koşa getiren mahalleliyi ise dolandırıcı ikili arabalarında izlemekte ve onlarla alay etmekle meşguldü. Hani haksız da sayılmazlar...


Şehriban ise bu olay karşısında oldukça kararsızdı. Evlerini böylece elden çıkarmak istemiyordu ama Ceyhun'u da düşünüyordu. Yani yine eşsiz anneliği üzerindeydi... O oldukça kararsızken, tapuları ayrı olmasına karşın bitişik evler olduğu için; evinin tapusunu veremeyen Hayati oldukça dertteydi. Muhtarla bir olan ikili Şehriban'ı ikna etmekte hafif başarılı olmuş gibiydi... 


Tam bu sırada ise bizimkiler mahalleye geldi. Arabadan indiklerinde mahallenin bir dümene kurban gittiğini anlamaları çok da uzun sürmemişti. "Kişi kendinden bilir işi" misali, bu işin içinde bir kumpas olduğunu anlamışlardı... O zaman ne yapmalıydı?.. Bu soygunculardan mahalleliyi kurtarmalıydı... İşte bu haftanın ana konusu da ortaya saçılmaya başlamıştı... Aslında mahalleliye yardım etmenin yanında, bu işi bozmak istemelerinin başka bir nedeni de vardı. Bu tiplerin eninde sonunda Gazanfer Nevizade'nin evinin de peşine düşeceklerini bildiklerinden, tapunun sahte olduğunun ortaya çıkması ve planlarının suya düşmesi durumu söz konusuydu. Bu da ellerini çabuk tutmaları için gazlanma noktalarıydı zaten. 


Şehriban ise hala oldukça kararsızdı ama Ceyhun'un da hiç sorgulamadan(!) bu akıllı ev fikrine sıcak bakması, ayrıca muhtar ve Hayati'nin de gazlamaları; aklını bulandırdı ve ikilinin peşinden dolandırıcıların sözde iş yerine giderek tapularını devrettiler. Tam imzayı attıktan sonra arayan Kandemir ise, "keşke biraz daha düşünseydiniz" diyince; içine de bir kurt düşmedi değil tabi... Ama iş işten çoktan geçmişti... 


Şimdi plan vaktiydi... Balon bir şirket kuracaklar ve ellerindeki tüm tapuları bu iş yeri vasıtasıyla geri alacaklardı... Tabi yine Bahadır'a işleri düşmüştü... Burada bir yakınmam olacak... Nedense Bahadır'a dizide üvey evlat muamelesi yapılıyor. Aslında dizinin en kilit karakterlerinden birisi. O olmasa neredeyse şimdiye kadar ki hiçbir planları işlemezdi. Ama kendisine o kadar az sahne yazılıyor ki, ben kendisi adına bundan rahatsızlık duymaya başladım artık. Sanki Uğraş Güneş'le bir husumetleri var ve o da böyle çıkartıyor hıncını... Lütfen sahneleri gerektiği derecede arttırılsın Bahadır'ın... Konumuza dönelim. Bahadır gayet profesynel bir web sitesi kurdu ve hayali kahramanımız Mahmut'un oldukça zengin ve varlıklı görünmesini sağlayacak gazete küpürlerini dahi siteye yerleştirdi... Şimdi ise iş, dolandırıcıları oltaya düşürmekti... Yaren, Mahmut'un asistanı olarak dolandırıcıları aradı ve şirketlerini, ayrıca son projelerini satın almak istediklerini söyledi. Adam kuşkulandı hemen, bu kadar erken duyulmuş olmasından ötürü ve bir süre zaman istediğini söyledi... Yaren'de beceremediğini düşünüp, kahrolmaya başlamıştı-ki bu şirketi ve adamı internetten araştıran dolandırıcılarımız oldukça etkilenmişti. Hemen telefona sarılıp bir randevu kopartmanın peşine düştüler ve bizimkiler tarafından gece için bir yemeğe davet edildiler... 


Biraz da Maşuka'ya değinelim... Maşuka, planlar havada uçuşurken elinde bir çanta ile restorantta beliriverdi... Önce gördüğü rüyadan bahsetmemesi kaçınılmazdı... Maşuka rüyasında meğersem o akşam Kandemir'i görmüş ve hamamdalarmış!... Kandemir terlemiş bıyıklarıyla ona doğru gelmekteyken de ateşler içerisinde bizimki uyanmış... Kandemir bu rüya sebebiyle oldukça utanırken, Maşuka'nın ateşi iyice tavana çıkmıştı. -azgın!-  Çantadan ise Kandemir'in bıyıkları ve sesi için aldığı badem yağı ile bıldırcın yumurtasını çıkartmış ona vermişti. Bu rüya ve hediye sonrasındaysa Kandemir, iyiden iyiye bıyıklarını kesmeyi düşünmeye başladı...





Ve akşam olmuş, bizimkilerin planı devreye girmiştir. Her şeyin rayında gitmesi için tüm ince noktaları düşünen çetemiz, şimdi planı tıkır tıkır işletmeye başlamışlardır... Ama ne işletme, birde ne kılıklarla... Özellikle Kandemir'i gördüğümde gülmekten kaçırmama beş kalmıştı... Hele hele, arabadan indikten sonra o pantolonunu beline kadar çektiği sahnede koptum resmen... Çetemiz lüks bir jip ve birbirinden itici tiplere bürünmüş bir şekilde yine oldukça lüks olan restoranta geldi... Arabadan indiklerinde ise rollerine hemen bürünmüşlerdi... Karlos şöförleri ve Kandemir'in daha doğrusu Mahmut'un en yakınındaki adamdı. Yaren, Mahmut'un karısı olmuştu ve ultra görgüsüz bir rol modundaydı. Ferdi, ikilimizin şımarık ve kıro çocukları Mahmut Can olmuştu. Derya ise yine Mahmut'un asistanıydı... Bundan sonrası ise tam bir seyreyle cümbüşü kıvamındaydı... 





Bizimkiler masaya yerleşmiş ve görgüsüz moda geçmişken iki dolandırıcı da masadaki yerlerini almışlardı. Onlar geldiğinde Yaren ilk iş olarak tam bir kilo et sipariş etmişti(!). Karlos ise cebinden çıkardığı bir tomar parayı garsona atarak siparişi hemen getirmesini istemekteydi. Adamlar tabi bu manzara karşısında oldukça etkilenmişlerdi. Yolunacak kazlar bulduklarını sanarlarken, aslında kendilerinin yolunacak kaz durumunda olduklarından habersizdiler. Kandemir konuşmaya başladığında ise gözlerimden yaş gelmemesi imkansızdı. Uğur Polat tam da bu sahnelerde tiyatroculuğunu konuşturmaya başlamıştı. Bu kadar itici bir karakterin, Uğur Polat'ın bedeninde olduğunu görmek gerçekten oldukça şaşırtıcıydı. Adamlar etrafta uçuşan paralar, ailenin şımarık oğlunun yabancı aktrislerin gözdesi olması derken tam bir ambale moda girmişlerdi. Hele şirket ve tapular için bizimkilerin vermek istedikleri astronomik rakamı gördüklerinde ise şoka girmemeleri kaçınılmazdı. Tabi biz bu paranın ne kadar olduğunu göremedik ama onların bu parayı gördükten sonra hafif kuşkulanmaları uçuğun da ötesi bir rakam olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Masaya gelen dansözler, havalarda uçuşan dolarlar vardı ama bir de holdinglerini görmek istiyorlardı. Bunu teklif ettiklerinde ise yeni bir maceraya sevk olunmak üzereydik... 




Karlos, sahneye çıkmayı çok seven Yaren'e bir sürpriz hazırladı. Ama ne sürpriz sabah olduğunda, Yaren'i kaptığı gibi bir tekneye atladılar ve karşıya geçtiler... Tekne de bir gayret cilveleştiklerini söylememe gerek yok sanırım?.. Özçekim çekmeyi de ihmal etmediler elbette... Gözleri kapalı bir şekilde geldiği mekanı gördüğünde ve bu mekanda sahneye çıkacağını öğrendiğinde ise Yaren oldukça heyecanlanmıştı... Karlos ise her şeyi düşünmüş, kostümlerine kadar kulisi donatmıştı. Şaşalı bir kostüm giyinen Yaren ise aslında yaşlılar için hazırlanmış pilav gününde sahne alacaktı. Yaren karşısındaki manzara karşısında karışık duygulara sevk olunurken, tonton yaşlılarımız "musiki dinlemek için oraya geldiklerini ve arabesk dinlemek istemediklerini" söyleyerek mekanı terk etmişti... Yaren tam şarkıyı kesmişken, sandalyede oturan bir nine kalmıştı... Şarkının devamını Yaren yanına gitmiş tam onun için söylüyordu ki, yaşlı kadın birden kalp krizi geçirmeye başladı... Sonuç ise hüsran... Karlos'un sürprizi resmen elinde patlamıştı...


Derya ve Ferdi Tekin'in önerdiği bir holdinge film çekeceklermiş izlenimiyle gitmişlerdir. Holdingin konuyla ilgili sorumlusu ikilimizi oldukça sorguladı ama sonunda 'sözde' çekime izin vermişti. Şimdi ise sıra, holdingi baştan aşağıya Bahadır'ın hazırlattığı sözde şirketin adıyla donatmaktaydı. Bu işi halletmek ise Karlos ve Ferdi'ye düşmüştü...


Sonunda her şey tamamlanmış ve adamlar holdinge gelmişti. Oldukça görgüsüz olan bu ailenin lüks ve şaşalı bir hayat yaşadığından artık eminlerdi ve ertesi gün için satış işlemlerini tamamlamak adına kendi şirketlerine bizimkileri davet etmişti... 



Ertesi gün ise planın son aşaması için hazırlardı. Dolandırıcıların şirketine gitmiş ve satış sözleşmesini imzalamak için yalnızca tek bir pürüz kalmıştı. O da, paranın hesaba yattığının teyit edilmesiydi... Burada da iş Karlos'a düşmüştü... Muhasebeci kıza sorduğu soruların karşılığında aldığı, "bakıyorum, yatmış, yatmış yatmış" kelimelerini telefona kaydetmiş ve kızı bir sebeple masadan kaldırmıştır. Hemen masaya Derya gelmiş ve bu sırada dolandırıcı muhasebeyi aramıştır. Derya, Karlos'un telefona kaydettiği üç cevabı; adamın sorularına cevap olarak vermiş ve dolandırıcımız hesaba paranın yattığına inanmıştır. Sonunda imzalar atılmış ve bizimkiler ellerinde sözleşme ve tapular şirketten ayrılmıştır...





Mahalleli ise inşaat şirketine ulaşamadıkları için artık kandırıldıklarından oldukça emindir. Servet, en başından beri direndiği bu adamların gerçek yüzünü sonunda gören mahalleliyle haklı olarak camdan beri dalga geçmektedir. Tabi bunu dalga geçmek değil de akılsızlıklarını yüzüne vurmak olarak da yorumlayabiliriz. Servet karakterinin düzene aykırı tavrı ve her şeyi sorgulayışı aslında her birimizin içerisinde biraz olması gerekli bir huy... Bak adam zokaya düşmüyor işte ne güzel... Mahalleli tam alevlenmiş ve her şeylerini yitirdikleri için üzgünken, Gıyasettin top oynadığı Nevizadeler'in bahçesinde mahallelinin tapularını bulmuştur. Bunu gelip mahalleliye söylediğindeyse, sevinç naraları eşliğinde kendi huzurlarına koşmaktaydılar... Tabi en büyük sevinç gösterisini yapan Şehriban'dı. Gazanfer Nevizade'nin yüceliğinden dem vurup, büstünü öpmekle meşguldü ama asıl yüceliklerine dem vurması gerekli kişiler, bizimkilerden başkası değildi. Ceyhun'da zaten, bu işin içinde onların olduğundan hafif işkillenmiş gibiydi...


Her şey çözülmüş ama tek bir mesele kalmıştı... Ferdi, geçen gece Derya ile denize açılan Ceyhun'a hesap sormalıydı... Ceyhun'un önünü kesen Ferdi, arabaya davet etmiş ve geçen gece açıldıkları teknenin önüne getirmiştir onu. Derya ile olan yakınlığından hoşlanmadığından ateşli bir şekilde bahsetmekteydi. İşte tam bu sırada artık Ceyhun'un patlayıp bir yumruk patlatmasını bekledim ama yok... Bu nasıl bir komiserdir?.. Çak şuna bir yumruk işte... Ferdi, tamam iyi hoş da; yani erkeklik yapılacak adam var, yapılmayacak adam var... Derya istemeden de olsa her seferinde meyil veriyorken, Ceyhun'a kızamazsın ki... Her şey onun dışında gelişiyor zaten... Ceyhun beklediğim yumruğu atmadı ama aynı etkiyi yaratacak bir söz sarf etti Ferdi'ye... Derya ile evlenmek istediğini söyleyen Ceyhun'un dediği karşısında şokking yaşayan Ferdi'nin dramatik bakışları arasında bölümün perdesi de kapanıverdi...

Ceyhun artık kesinlikle Ferdi'ye haddini bildirmeli... Bahadır'ın sahneleri kesinlikle arttırılmalı... Ulan İstanbul'un yaz sezonuna veda ederken ve tam da günü değişecekken, böyle baştan sona gerilimli bölümleri olmalı... İlk defa bir bölümde baştan sona heyecan vardı... Uğraş Güneş'in kalemine isteklerimizi ilettikten sonra ne diyoruz?.. Bakalım haftaya ekibimiz bizi hangi maceranın içerisine sürükleyecek?..

Öyleyse bekleyip, görelim...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

BeklenenKral@gmail.com

3 yorum :

  1. 1- Ben Ferdi'nin yumruk atmasını bekliyordum, ama olmadı. Ceyhun, Derya kendisini öptü diye tripten tribe girdi. Aslında her ne kadar öyle olmadığını göstermeye çalışsa da saf bir karakter. Eğer daha akıllıca düşünebilseydi, aslında bunları yapmazdı. Ama bizim Ceyhun, bambaşka bir aleme dalmış gitmiş bile. Hadi, oraya kadar tamam. Evlenmek ne alaka, onu anlayamadım? Derya böyle bir şey istiyor mu, bir sor öğren. Bir de kalkmış Ferdi'ye "Bizi mi dikizliyorsun?" diyor. Sanane! Ben Ferdi'nin gelecek bölümde ona yine bir kafa gömmesini istiyorum, ama bu çok da mümkün olmaz sanırım...

    2- Esra'ya da ilk defa bu kadar üzülmeye başladım. O Ceyhun'u çok ama çok seviyor. Her şeyi göze alabilir onun için. Ama o kalkıp Derya'yı sevdiğini söylüyor. Ceyhun onu bir arkadaş olarak görüyor. Onda aşık olacak bir yan göremiyor, daha doğrusu çabalayamıyor. Gerçi Esra'da da bir ilişkiyi taşıyabilecek kadar güç var mı, emin değilim...

    3- Her bölümde vurgunlar çok iyiydi, ama bu bölüm bir başkaydı. Özellikle o ses kaydetme ve ardından gelen sahneler, şeytanın aklına gelmeyecek kadar kurnazcaydı. Bizim çetenin zengin aile portresi de oldukça komikti. İtici olsalar da, bana komik geldi...

    4- Servet de bu bölümde bir başkaydı. "Satmıyorum Ulaann!" yazan pankartı beni güldürmeye yetti. Maşuka'nın Kandemir'e verdiği hediyeleri saymıyorum bile. Hayati ile ilgili sahneler biraz daha fazla olabilirdi, ama olmadı. Bu arada Şehriban, sen ne sevimli bir karaktersin ya... Küçül de cebime gir lütfen... : )

    5- Bahadır diyorum, başka bir şey demiyorum. Zaten siz de demişsiniz, ama çocuğun hikayesini hala öğrenemedik. Anlaşılan Uğraş Bey, bizi her hafta uğraştıracağa benziyor. Ama onun hikayesine de balıklama atlayalım artık... :)

    6- Yaren ile Karlos, ekranda hep görmek istediğimiz türden bir aşkın iki kahramanı. Gerçi bu sefer de işler yolunda gitmedi, ama ben sonunda bu talihsizlikler serisini başlarından savacaklarına inanıyorum. Bakalım neler olacak?

    7- Servet'in tavrı elbette ki haklıcaydı, ama onun asıl derdi kendisinin de söylediği gibi penceresiz bir ev istememesi. Gerçi her halükarda aynısını yapardı, ama ben sadece pencereyi düşündüğünü düşünüyorum...

    8- Maşuka beni öldürüyor resmen, ama gülmekten. Cinselliğe kafayı takmış resmen. Her bölümde daha da mükemmel bir karaktere dönüşüyor. Ve Kandemir, o bıyıkları keserse ben de kendimi keserim. Öyle sıradan bir bıyık değil ondaki, bambaşka bir şey yani... :)

    9- Muhtar'a da gıcık oluyorum. Mahalle bir şekilde razı olmuş, bir de sen bastırıyorsun. Alıp yok etmek istedim kendisini...

    10- Kanal D keşke gününü değiştirmese dizinin. Pazartesi sendromuna iyi gelen bir dizi. Ama yerine başka bir şey koyacaklar tabii ki de. Bu arada söz kanaldan açılmışken, yeni sezon tanıtımını nasıl buldunuz, merak ediyorum...

    Bu sefer kısa keseceğim. Siz zaten yazmışsınız her şeyi. Ben bile bu kadarla sınırlı kalmadığıma şaşırdım. Neyse. Sonraki yazılarda görüşmek üzere. Sevgiler... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dün gece yazıyı hazırlıyorum, bir yandan da Emmy'e bakıyorum. Ne haldeydim anlatamam... Bir ara yarısında bırakmayı dahi düşündüm. Televizyonla ikisi arasında gidip gelmekten beynim duracaktı. Gecenin körü bir de... :)

      Düşündüm ama tamamlamak farz olmuştu. Çünkü yazılmayacak, atlanacak bir bölüm değildi. Baştan sona komedi, heyecan, aksiyon kesinlikle şahaneydi... Söylediklerinizin Ferdi penceresinden olan kısmına katılmıyorum sadece. Ceyhun bir dövsün onu, akıllanması şart... O ağır abi pozları beni sıkmaya başladı... Ama sizin hoşunuza gidiyor belli!.. :)

      Servet, Maşuka, Şehriban ve Hayati perde arkasından diziyi sırtlayan dişliler resmen. Görünürde başrollerimiz ve Ceyhun var ama bu dörtlü olmasa sanki bir şeyler eksik olurdu... Hem oyunculuklar süper, hem de oynadıkları karakterler...

      Günü keşke değişmese bence de.. Ama bizi takan yok malum. :) Umarım harcanacağı bir güne ve saate koyulmaz... Tabi Kanal D'nin de işi belli olmaz...

      Tanıtıma gelirsek, sizin bloğunuzda biraz önce yazmıştım düşüncelerimi yazınıza ithafen. :) Aynı anlarda sizde burada yorum yazıyormuşsunuz ilginç :) Ben beğendim tanıtımı ama her seferinde başrolde Beyaz'ın olması yersiz bana göre. Kanalın en uzun vadeli işini yaptığı için bu misyon üzerinde belki ama ne bilim, başka bir başrol olabilirdi gibi... :)

      Siz bloğumun vazgeçilmezisiniz artık, zaten gelmezseniz küserim... :)

      Sevgilerimle...

      Sil
  2. Bu arada çetenin arkadaşlarının adı Tekin değil, Tuncer... :)

    YanıtlaSil