13 Mart 2016 Pazar

Güneşin Kızları: Umut hiç bitmesin...


Dolu dolu oyunculuklar izlediğimiz, kah üzüldüğümüz, kah güldüğümüz, kah sinirlendiğimiz bir macera Güneşin Kızları. Pazar günü gelen reytingleri gördükten sonra içimi bir burukluk kaplamıştı. Mâlum sonun yaklaştığını hisseder gibi olmuştum ve nitekim daha sonra duyurdu dizinin resmi hesabı. Birbirleriyle uzun zamandır büyük bir kavga halinde olan iki fandomu bir araya getirmesi tek olumlu yönü olan bu kararın, büyük bir direnişle karşılaşmaması beklenemezdi zaten. Sosyal medya deyim yerindeyse yıkılıyor günlerdir. Milyonlarca twit, on beş binden fazla katılımcıya ulaşan imza kampanyaları derken, bir yeni bölüm daha geldi önümüze. Şimdi kader çizgisinin öteki tarafındayız. Eğer reytingler iyi gelirse ne mutlu bize. Bir şans doğması açısından büyük bir umut olur; yok yine hüsran yaşarsak artık tüm çabalar da sonuçsuz kalacak demektir...

38. Bölüm

Çok çok kötü bir bölüm sonrasında, nasıl olacağını merak etmedim değil. Kabul edelim, 37. bölüm gerçekten fecaattı. Gelen reyting sonuçları da tüm umutların yitirilmesini sağladı. Bu bölüm içinse kötü diyemem. Oldukça duygusal ve karmaşık bir sonla finalini yaptı. Gelecek bölüm ne olacağını da dev merak ettirdi. Ama tabi soru işaretleri de yok değildi... 


Selin'i artık anlayamamaya başladım. Ali elinden geleni yaptığı halde içerisindeki umutsuzluğu bu kadar fazla yeşertmeye neden ihtiyaç duyar ki bir insan?.. Bir ara düzeldi diye sevindik ama başa sarması çok uzun sürmedi. Ne demek ilaç çalmak yahu, ne demek? Kleptomani olması eksikti zaten bir. Güneş'İn hayaliyle konuştuğu her seferinde bir düzelme bir kötüleşme eğilimleri gösterdiğinden ne olacağını tahmin de edemedik. Olan da Ali'ye oluyor haliyle. Her şeyi ılımlı karşıladığı gibi, hayali Güneş'le sohbeti de normal karşıladı ve ona güç vermeye devam etti. Yerinde başkası olsa böyle bir bozuk ruh haline ne kadar tahammül edebilirdi düşünmek gerekiyor açıkçası biraz üstüne...

Biz onu böyle tutarsız sevdik ama ne bileyim acısını, can yaka yaka geçirmeye çalışması da Ali'ye biraz haksızlık gibi geliyor. Tam Güneş uyanma eğilimleri gösterdi, Selin de eski moduna döndü diye sevinirken, bu sefer ona çarpanın Sevilay olduğunu öğrenen Ali kendini çekmeye meyletti. Selin'in yanına gitmemeler, aramamalar, uzaktan suçlu suçlu izlemeler. Ne gerek var bunlara? Suçlu olan sen misin? Neden uzaktan izliyorsun, git eğlen sende... Çok şükür bu mevzu çok uzamadı da, gelecek bölüm bir de Ali'yle Selin ayrı düştü bunalımı yaşamayacağız. Ha, başka büyük bir bunalımın içerisine düşersek zaten bunun lafı dahi olmaz...


Nazlı ve Savaş içinse, başından sonuna en güzel bölümlerden birisiydi. Aralarındaki çekim her geçen dakika biraz daha arttı ve bir süre sonra seri öpücükler, yiyişmeler izler olduk. Aslında en başından beri böyle bir çift olmalarının önünde hiçbir engel yoktu. Savaş'ın Melisa üzerine düşmesi her şeyi mahvediyordu. Ondan kurtulmuş olmanın verdiği mutluluğun gölgesinde bölüm boyunca uğraştıkları kişiyse Peri'ydi. Selin'e mi özendi ne oldu, onu da kaybettik bir ara. Yersiz atarlar, bağırıp çağırmalar, mantıktan bahsedip saçını biçmeler falan. Rol mü çalıyorsun sen Peri efendi!.. 

Şaka şaha... Olabilecek en güzel şekilde yansıttı duygularını karakter. Onca zamanın birikmişliğini bir şekilde çıkartmalıydı. Lâkin, Nazlı ve Savaş'a bu kadar bela olmalı mıydı bilemedim. Her sahnelerinin bir köşesinden çıkma eğilimi bir süre sonra can sıkıcı olmaya başlamadı dersem yalan olur. Üzerine okulda çıkarttığı kavga, darp ettiği kızın babasının olayı yersiz büyütme çabası da işin sosu oldu. Onun üzerinden Savaş'ı bir tehlike bekliyor gibi. Adamı yumruklayan, daha sonra evine kadar takip edip Peri'ye bulaşmaması için ne isterse yapacağı sözünü veren Savaş'ı mafyavari adamımızın boş geçireceğini hiç sanmıyorum. Eline bonzai verip de köşe başlarında sattırırsa dahi şaşırmam. Savaş'ı bir torbacı olarak izlemediğimiz kalmıştı zaten. Hele hele başına bir hapis macerası gelirse, Peri'yi SavNaz fandomun elinden kimseler alamaz söyleyeyim.

Olan yine Nazlı'ya olur. Kız sonunda adamla tam istediği gibi bir aşk yaşamaya başladı. Hapse don atlet taşıyacak. Ömür mü dayanır yahu buna?.. 


Bölüm içerisinde inandırıcı bulmadığım bir sahne oldu mu peki? Evet... Haluk'un Sevilay'a zarar vermemesi, bugüne kadar izlediğimiz 'Haluk portresiyle' örtüşmüyor. En ufak olayda kadının evini basıp şiddet uyguladığını, hatta en sonuncusunda boğmaktan son anda Ali'nin kurtardığını unutmadık. Şimdi yapabileceği en büyük kötülüğü yapmış ve sen eline kolye verip evden ayrılıyorsun. Ne bileyim, karakterin devamlılığı olacaksa eğer bu biraz sorun olmuş benim gözümde. Tabi Emre Kınay'ın şahane performansına zinhar lafım yok. Keza Funda İlhan'ın da.


Haluk öldü mü kaldı mı şimdilik muâllak. Ama ölmemesini tercih ederim. Son anda vazgeçmesi taraftarıyım. Öleceğini düşünerek Güneş'in geleceği yokluğa doğru yol almak ona yakışmaz. Hem de Güneş son anda gözlerini açmışken. Bakalım, Haluk'un ölümü Güneş'e hayat mı oldu, yoksa her şey kaldığı yerden devam mı edecek. Ve yine bakalım, reytingler nasıl gelecek ve Güneşin Kızları yoluna devam edebilecek mi?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder