7 Nisan 2016 Perşembe

Poyraz Karayel: Sıradanlaşmasak iyiydi be...


Hayat bazen hiç tat vermez oluyor. Yaşadıkların, gördüklerin, duydukların ya da bildiklerin her yeni güne umutla bakmayı da bir o kadar zorlaştırabiliyor. Hâl böyle olunca, insanın çaresizliği bir kısır döngünün ürünü oluveriyor. Aynı sorunlar, aynı konular, aynı çabalar, aynı kazanmalar ya da kaybetmeler... En kötüsü de, bazen plânlandığı söylenen şeyler iyi giden işin baltalanmasına sebep olabiliyor. Ve bir sonrası için gücün gittikçe azalıyor... Poyraz Karayel yeni sezonuna şahane bir giriş yapmıştı. Bir hikâyesi vardı ve birçok mantık hataları barındırsa da içerisinde, güzel/keyifli bölümler izliyorduk. Ne zaman ki gerçek Adil Topal ortaya çıktı; iş o raddeden sonra bir bilinmezliğin içerisine daldı. Tekrara bağlayan kaybedişler, birer birer gelen ölümler, bitmek bilmeyen düşmanlıklar ve her gelen kötünün bir öncekini mumla aratması artık sıradanlaştı...

52. Bölüm

Övgü dolu cümlelerle bölüm yorumuna başlamak ben de çok isterim. Ama artık Poyraz Karayel izlerken, bir sonraki bölümün nasıl olacağının endişesini yaşıyorum. Bakın merak değil, endişe diyorum... Çünkü bir iyi bölüm izliyorsak, bizi kötü bölümler serisinin beklediği çok oluyor artık. Nereye sürüklendiğini, neye hizmet ettiğini anlamadığımız bir sürü sahne ve enstantane içerisinde sürükleniyoruz. Nereye kadar dayanayacağız, onu da bilemiyorum... Bahri'nin başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmez. Bir karakteri onlarca bölüm yüceltmişken, şimdilerde her önüne gelenin kumpas kurduğu, sevdiklerini elinden aldığı, sözünün dinlenmediği ya da değer görmediği bir hale sokmak neye yarayacak bilemiyorum lâkin ben bu pozisyondaki Bahri'yi izlemekten hoşlanmıyorum. Adil öldü, Bahri eski itibarını kazanmaya başladı diyemeden yine bin bir bela, yine bin bir tantana. Ve şimdi bir de kelepçeler... Bir sonraki bölümde de gök taşı düşsün mesela üzerine. Ne dersiniz güzel olmaz mı?..


Despina ile evliliklerinin ani oluşunun, sırf o tutuklanma sahnesiyle bir yıkılmışlık yaratma algısının ürünü olduğu çok açık. Adam en mutlu gününde, en mutsuz gününü de yaşasın ki; kötüler hep kazansın... Bir balayına falan gideydiler bari. Kadıncağız daha evlendiği gün kocasız kalacak. Ha, bu evliliği şahsen hiç desteklemiyorum ama sonuçta olan olmuş. Bakalım, Bahri cinayeti işlemediğine ikna etmeyi başarabilecek mi? Yoksa hapse düşüp, her şeyi Poyraz'ın yürütmesine zemin hazırlanmasının bedelini mi ödeyecek göreceğiz. Ben şahsen o kadar da olumsuz bakmak istemiyorum bu meseleye. Bir de... Taş kafa, Zülfikar ve Poyraz'ın düğünü bir olay var kafasıyla basmaları komikti ama gereksizdi. Babam dediğin adam evlenecek ve bu evlilikten de, hazırlıktan da haberin olmayacak. Yahu sağ kolu değil mi bu adamlar Bahri'nin? Nerede bu devlet!..

Gelelim 'akıllı' deli Neşet'e. Geçtiğimiz bölüm yorumumda da bahsetmiştim kendisinden. Adil'i mumla aratmaya şimdiden başlaması da oldukça korkunç bence. Zira gördüğüm en olmuş kötülerden birisi kendisi. Yiğidi öldür hakkını ver demişler. Beni asıl sinir eden tarafı da bu. Ben onun kötülüklerini izlerken, "Vay bee!" demek istemiyorum. Burun kıvırmak, etkilenmemek istiyorum ama adam harbiden yapıyor ya!.. Bundan sonra neler yapacak tahmin dahi edemiyor; dizinin tüm karakterlerine akıl, fikir ve bolca sabır diliyorum. Tolga Güleç'e de kocaman tebrikler. 

---
ÖNEMLİ!
Yalnız Neşet'in hayvanlara eziyet kısmının senaryodan çıkartılmasını bir hayvansever olarak önemle rica ediyorum. O kaplumbağa eğer bir şekilde dönemezse öyle çırpınarak, açlıktan ya da susuzluktan ölecek. Yani bu kedinin önünden mamasını alıp sokağa saçmak kadar (aslında o da masum değil!) masum değil. Ve çocuklara iyi bir örnek de hiç değil!-Fotoğraf bilerek koymadım-
---


Onda anlamlandıramadığım tek şey, Ayşegül takıntısı. Bu takıntıyı nasıl ve ne şekilde edindiği gösterilmez ya da flashback marifetiyle gösterildiğinde tatmin etmezse, benim için kusur olmaya da devam edecek nokta o. Tamam, karakter iyi işlenen bir kötü. Ona lafım yok. Birçok noktada herkesi ters köşeye yatıracağı da kesin. Ama neden Ayşegül takıntısı? Neden ilk sezonda mevta olan Zafer esintisi? Neden yani?.. Ayşegül de hiç olmadığı kadar(!) saf zaten. Adam ne dese hipnoz olmuşçasına kabul ediyor. Düşünmüyor, sorgulamıyor; en fenası da sırf Poyraz'a tepki olarak böyle yapıyor. Bu yaptıklarına elbet pişman olacak ama o an iş işten geçmiş de olur mu bilemiyorum işte... Poyraz hafiften kıllanmaya başladı Neşet'ten. Bir yerden sonra üzerine gitmeye başlarsa, oradan sonra dökülür sanıyorum karakter. Çünkü o dökülmedikçe, diğer tüm karakterler tek tek dökülecek...

Bahri'nin hayâl kırıklığı Sadreddin. Gücü, saygıyı görünce babasını satan insan. Onunla ilgili her hafta fikir değişikliği yaşayacağım sanırım. Evet, geçtiğimiz bölüm Bahri'nin herkesin içerisinde onu çocuk gibi azarlaması ve Poyraz'dan özür dilemesini istemesi saçmaydı. Ama bu bölüm, "Eğer mafyatiklerin bilgilerini savcılığa verirsen, ben de seni savcılığa şikayet ederim" olmamalıydı karşılığı. Yani geçtiğimiz bölüm ne kadar haklıydıysa, bu bölüm de o kadar suçlu ve haksızdı. Neşet yakında ipini çektiğinde, kurtulmak için babasının, o yumrukladığı Zülfikar'ın totosunda gezdiği zamanlar göreceğim o efelenmelerini...


Onu göreceğimizden eminim. Ama ben Songül'ün hak ettiği sonu yaşayacağından gerçekten artık emin değilim. Kadın yine dört ayağının üzerine düştü ve malikaneye geri döndü. Bir buçuk bölümcük müydü yani her şey?.. Gerçekten Ethem Özışık'ın onun gizli hayranı falan olduğunu düşünüyorum... Bakalım malikaneden istihbarat taşıyıp, ne kadar zor durumda bırakacak ahaliyi... Lanet!


Ölümler sıradanlaştı dedim ya; o sıradanlığa kurban giden karakterlerden birinin de albay olacağını hepimiz düşündük. Ama şükür ki, onu kaybetmedik. İntihar girişimi, ödenmemiş fatura yüzünden kesilen doğal gaz sebebiyle yarım kaldı. Zaten hemencecik de pişman oldu intihara giriştiğine. Aman albayım dikkat et kendine... Pişman olmasını beklediğim bir de Ümran var. Çünkü yüksek dozda hakkını yemekte Taş kafanın... Sana hayatı zehir zindan eden, sokaklarda elinde bıçakla kovalayan, döven adamı öldürmüş daha ne istiyorsun? Çok mu koydu acaba ölümü? Taş kafa onu öldürmeseydi de, o seni mi öldürseydi? Adaletin işe yaramadığı noktalarda kendi adaletini yaratan kahramanlara bayılmaz mıyız içten içe; Taş kafa da Ümran'ın kahramanı işte. Rica edeceğim, daha fazla saçmalamasın.

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. o kaplumbaga hikayesinde bin kere milyon kere haklisin! kizdim ben de cok.

    YanıtlaSil