11 Nisan 2017 Salı

Söz: Haklı dava vardır, haksız olmak vardır...


İnsanın haklı bir davası varsa, yaptığının arkasından destek vermesi de o kadar kolay olur. Ama haklı bir davası yoksa ya da olabilecek haklı bir davayı çirkin bir piyon olma fırsatı olarak görüyorsa; orada sadece büyük bir nefrete yer vardır. Çünkü sadece haklı olmak yetmez bazen. İnsan kalabilmek de mühim... Çolak'ın bugünkü gücünü, kimliğini nasıl edindiğini öğrendik bu bölüm. Çok fazla soru işareti var kendisine dair ama belirtmek istediğim nokta şu, bir insan nasıl 'başka çaresi olmayarak' karısını ve kızını öldürür ki? Neden başka bir çaresi olmasın? Neden, karısını ve kızını öldürmesi noktasında onunla bir empati yaptı Erdem Yarbay hiç anlamadım...

2. Bölüm


Bağdat'ın işgal dönemlerinde, barış getirmek için geldiğini iddia edip ülkeyi yakıp küle çeviren 'barış güçleri' tarafından kışkırtılmış bir karakter var karşımızda. Yarbay Erdem anlatırken, mezhep savaşları başladığından da dem vurdu ama Çolak'ın gidip de karısının kızının intikamını aldığı yer bir askeri üstü. Mezhepçilerin bu tür üsleri olamayacağına göre, barış gücü askerleri kastedilenler de. Peki Çolak, böylesi bir 'çaresizlikle' karısını ve kızını öldürmek zorunda kaldığı milletin ya da onunla iş tutan diğer milletlerin güdümüne neden girmiş daha sonra? Üssü yakıp yıkınca edindiği namdan cesaret almış belli ama az biraz karakteri olan adam neden yoldaş olsun ki bunlarla? Tabi para kazanmanın kolay yolu bu. Kinle, nefretle, her türlü garabetlikle beslenmek. Ama Yarbay Erdem'in tam olarak isim vermeden, hedef göstermeden anlattıkları ve Çolak'ın izlediğimiz tüm terör eylemleri, sanki karısına kızına tecavüz edenler Türk askerleriymiş izlenimi doğurmuş. Terörden beslendiği için bir zaman sonra Türk askerine namlu uzatmış olarak algılanmıyor direkt.



Bu noktada büyük bir sıkıntı gördüm karaktere dair. Evet, elbette direkt ülke ismi veremezler belki ama en azından bu karaktersizliğinin daha iyi vurgulanmasını beklerdim. Terör sevici güçlerin oyuncağı haline geldiğinin de üstüne basa basa tekrar edilmesini. Şuan için bu noktada biraz temkinliyim... Onun dışında Çolak tam bir baş belası olacak anlaşıldı. Kolay kolay yerle yeksan edilemeyeceği de ortada. Tanksavar ve ısı güdümlü füzelerin kurtardığı bir tanesiyle sergilediği şov da başarılıydı. Adam sırf bu füzeyi denemek için gözünü kırpmadan masum bir köylüyü öldürdü. Bir helikopter dolusu askeri neden öldürmek istemesin; hem de içinde kendine onları satan silah tüccarı da varken? Umarım ana karakterlerimizden kimseyi kaybetmeyiz. Gösterilen fragmanda bu yönde bir izlenim almadığıma sevindim. Belki içindeki bir karakter için bu sona pek üzülmezdim ama yine de zamanla her şey düzelir diye umut edeyim... 


Yavuz'un ona karşı bilenmesi, timinin diğer üyelerinden farklı bir noktaya dayanmakta mâlum. Sevdiğini kollarında kaybetmesinin müsebbibi Çolak ve intikamını elbet bir şekilde alacak. Bu elbette hiç kolay olmayacak ama o mücadeleyi izlemeyi dört gözle bekliyorum. Bu sırada, kendisi ve timi dışında korumak zorunda kalacağı ya da onun için endişe duyacağı birisi olmaması da çok önemli... Bahar ile ilgili twitlerime tepki gösteren bir kitle peydah oldu diziyi izlerken. Ne sandılar anlamıyor ve ilgilenmiyorum da ama benim Bahar'ı istemememin sebebi tamamen bu. Oyuncuyla bir derdim yok. Çok sevdiğim oyunculardan biri canlandırıyor olsa dahi, yine aynını düşünecektim. Çünkü zaten sevgilisini kollarında kaybetmiş, bunun intikamı ile bilenen bir karakter var karşımızda. Bu karaktere aşk yakışmaz; bir. Yine bu karaktere, tüm bu intikam sürecinde ayak bağı olacak bir başka karaktere gerek yok; bu da iki. Çolak'la mücadele edecek, onu bir yerlerde kıstırmaya çalışacak ya da adamlarına zarar vermeye çalışacak ama bir diğer yanda inatla orada kalıp gitmeyen Bahar'ı da düşünmek zorunda kalacak. Onu da korumak için mücadele edecek ekstra. Her işi x2 olacak yani. Buna karşı çıkmamın nesi yanlış anlamıyorum...


Hâlâ, aynı şeyi düşünmekteyim. Bahar'ın inat etmeyi bırakıp, gitmesi lazım geldiği gibi mantıken. Ancak, öyle olmayacağı kesinleşti. Tabi mevcut düşünceleriyle, Yavuz'a yaklaşmayı da pek düşünmesin bence. Teröre ve teröristlere bakış açısını sevmedim zira. Kimsenin kimseyi sırf para ya da kişisel çıkarları uğruna öldürmesini masum göremem. Bu durumla da empati yapamam. Eylem'le birlikte bu empati kurma halinden nasıl sıyrılırlar bilemiyorum ama Yavuz ve Fethi'yi bu şekilde kazanamayacakları kesin. Tabi dizide farklı bir bakış açısıyla da olaya yaklaşmak istenmiş. O neden bunu büyük bir sorun olarak görmüyorum. Zamanla bakış açılarındaki değişmeyi görürüz nasılsa... 


Eylem, Fransız asıllıymış. Yavuz'un ölen nişanlısının da Fransa ile bir bağı söz konusuydu. Acaba arada bir bağ çıkacak mı onu da pek merak ettim. Yavuz'un bu durumda Eylem'e yaklaşımı daha naif olacaktır çünkü... Onunla Fethi arasında, restleşmelerden doğması muhtemel aşk olasılığını ise sevdim. Yan yana enerjileri gayet iyiydi. Yalnız Fethi'nin zaten bir aşkı var, tüfeği. Onu bırakıp da Eylem'le nasıl birlikte olabilir; dolabına astığı fotoğrafını indirip de yerine nasıl Eylem'in fotoğrafını koyabilir. Bu nasıl bir çaresizliktir? Gül gibi karakterimiz resmen iki aşk arasında kalacak şimdi!.. 


Dizinin salt bir dramadan ibaret olmamasını gerçekten çok seviyorum. Timin çatışma, askeri hareketlilik zamanlarında dahi tüm ciddiyetlerinin yanında alttan altta verdiği bir neşe ve komedi hali var ki, bu onlarla aramızdaki bağı daha da güçlendirmek için büyük bir fırsat oldu. Mücahit'in deli dolulukları, Ateş'in çapkınlıkları, Feyzullah'ın komik takıntıları derken; sahnelerinde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum bile. Tabi belirtmeden de olmaz. Keşke Ali Haydar'ın çocuğu ölmeseydi. Yeni doğmuş bir bebeğin ağlamasında buruk bir sevinç gözlerini öylesine doldurmuşken, tam o sırada kendi çocuğunun ölüm haberiyle feryat eden eşini görmek üzdü gerçekten. Ne diyelim, umarım sonunda bir çocukları olur... Yine güzel bir bölüm izledik. Tolga Sarıtaş, performansını her hafta biraz da yükseğe çıkartacağını kanıtladı. Eren Vurdem'in diğer ana karakterlerimizden farklı olarak, bu hafta nasıl bir karaktere sahip olduğunu öğrendiğimiz Ateş'i taşıyışı ise enfes. Bir de Aytaç Şaşmaz'a ekstradan değineceğim. Benim için timdeki en zayıf halka o olacaktı başında. Ama gerçekten iyi bir performans çıkartıyor ortaya. Belirtmeden geçmek istemedim, tebrik ederim... Bakalım, bu çılgın timin maceraları bizi nerelere sürükleyecek...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Gayet güzel konu olmuş.Oturdum hepsini müzik dinlerken okudum.Herşeyi güzel tasarlayıp tam olması gerektiği yerlere fotoğraf eklemeleini yapmışsınız.Kopyala yapıştır yerine farklı cümleler gördüğüm tek yorum.

    YanıtlaSil