19 Ağustos 2017 Cumartesi

Kalp Atışı: Artık sevgililer diyebilir miyiz?..


Güçlüyle güçsüz arasındaki en büyük fark, insanlıklarının ölçütüdür. Ne kadar insansan o kadar güçlü ve dirayetlisindir çünkü. Adımların, hamlelerin, hareketlerin, tehditlerin... Ne yaparsan yap, bir sistematiği vardır. Ve haklı birer gerekçesi... Ama ya bunlardan hiçbiri yoksa? Saf haksızsan ve büyük bir gerçeği örtbas etmeye çalışıyorsan; sadece güçlü olmak her şeye yeter mi dersin?..

8. Bölüm


Şunu kabul edelim, Sinan kendisine hesap sormaya kalkan Ali Asaf'a çok güzel had bildirdi. Böylesine hak vermemiz sağlanmalı mıydı ya da Sinan'la, Ali Asaf'ın empati yapması gerekir miydi bilemedim. Tabi orada daha çok bir üstü kapalı tehdit vardı ama olsun. Sonuç olarak Ali Asaf'ın olaya yaklaşımında, başladığımız noktada değiliz. Tavrında büyük bir değişikliğe yol açar mı, onu da zamanla göreceğiz... Sinan'ın kabul edilebilir bulmadığım hareketi, Eylül'ün daha önce kurtardığı bir hastasını kullanarak onu zor durumda bırakmaya çalışması. Bir yerde, kariyerini bitirme derdi de taşıyor. Nasıl Eylül ona meydan okuyor, o da aynı silahla vurmak için çirkinleşiyor. Varabileceği bir yer var mı? Elbette yok. Son kertede Esma'nın müdahil olmasıyla konunun tatlıya bağlanması kaçınılmaz olacaktır. Ama o ana gelmeden önce Eylül iyice köşeye sıkışıp hastanedeki görevinden ayrılmak zorunda kalırsa nasıl geri döner; döndüğünde Sinan'a neler neler yapar bilemedim. Bu konu çok su kaldıracağa benziyor yani. Kilit nokta, Ali Asaf'ın sergileyeceği tavır. Ya Sinan'ın üstü kapalı tehdidine boyun eğecek ya da sevdiği kadına gözünü kırpmadan yardım edecek. İlk adımı da, yalancı hastanın foyasını ortaya çıkartmak...


Aşk noktasında şükür ki, ilk bölümlerdeki sıkıntımız yok artık. Ali Asaf'a ayak diretmeyen bir Eylül var karşımızda. Yer yer, yine bir kaçma hali söz konusu ama o da işin olmazsa olmazı. Kaçan her zaman kovalanır neticede... Ali Asaf'ın romantik sevgililik teklifinin sonucunu öğrenmeden bölüm bitmeseydi, iyiydi tabi. Adam o kadar güzel bir yer hazırlamış. Eylül de düğüne gider gibi süslenip püslenmiş-ki sıkışınca o da bu yalana tutunuverdi-; şöyle bir romantik dans edişlerini, dudak dudağa kendilerinden geçişlerini görseydik keşke. Ne diyelim, geleceğe kısmet... Kabul edemedi Eylül ama reddetmedi de öncesinde. Bunu ben evet demiş olarak alıyorum. Artık AlEy resmen sevgili. Yalnız bu aşkın önce mafyatik tiplerle uğraşması gerekecek gibi...



Ayaklarını hissettiği halde, inadına Ali Asaf'a bunu belli etmeyen Mehmet'in başı dertte. Otomatikman, Eylül'ün de dertte. Zira o para muhabbetinin çıkış noktası bildiğiniz gibi Eylül'ün ta kendisi. Bir yerde, bu sorunun müsebbibi de o. Elbette gidip de mafyadan para almasını istemedi ama ondan yardım isterken, başka bir seçeneğinin olamayacağını da düşünmeliydi. Neticede Mehmet'ten bahsediyoruz. Ne o kadar parası var ne de herhangi başka biri çıkarıp da saymaz eline durduk yere onca parayı... Çok da büyüyecek bir sorun değil zaten, maksat AlEy'in sahnesine keskin bir bıçak darbesi atmak o kadar. Bir şekilde Eylül o parayı geri ödeyecektir. Olmadı, Ali Asaf'tan borç alacaktır. Daha doğrusu, Ali Asaf zorla borç verecektir... Göreceğiz bakalım, o güzelim öpücüğün bölündüğüne değecek mi... (değmedi)


Oğuz cephesi ise karmaşık. Hiç tereddüt etmeden Eylül'e aşık olduğunu itiraf eden Oğuz'a saygım daha da arttı. Ne işi sulandırıyor ne de bilinmezliğin içerisine hapsediyor Eylül'ü tavırlarıyla. Pat pat, ne hissediyorsa söyleyip kenara çekilmesi şık bir davranış. Daha önceki yazılarımdan birinde de söylemiştim; Oğuz naif bir karakter, durumu asla dramatikleştirmeyecektir. Eylül'ü de bir şeylere asla zorlamaz. Bundan sebep, aşkının karşılığının olmadığını gördüğünde geri çekileceğine inanıyorum ben. Yok çekilmez de Ali Asaf'la bilek bileğe bir savaşa girerse de, hmm hiç fena olmaz hani... Şunu itiraf etmek zorundayım, Oğuz'dan ilk bölümlerde zerre hoşlanmadım ve Eylül'le isminin yan yana gelmesine dahi sinirleniyordum. Ancak, karakterin bu insancıl hali ister istemez çekiyor ve nasılsa Ali Asaf'ın kazanacağını bildiğim için, şöyle hafiften bir sürtüşmelerini isterim gibime geliyor. Neden olmasın?..


Sonunda güçlü bir kadın karakter gelecektir sanıyorum onun için. Olmadı Bahar bu iyileşme evresini tam gaz sürdürüp, şahane bir karaktere evrilebilir... Değişiminden yana mutluyum. İtici bir karakter olmadan, işini de layığıyla yerine getiriyor olmak yakışıyor. Ama gel gör ki, bu iyilik melekesi tavrının altında başka bir hesap yattığını düşünmekten kendimi alamıyorum. Sanki derdi herkesi kendi tarafına çekip, Eylül'ü yalnız bırakmakmış gibi. Bunu başarabilmesi imkansız, evet. Ama neden denemeye çalışmasın ki? Bakalım, belki de yanılıyorumdur. İyi bir karakter olması gerektiğine kanaat getirilmiş ve o yönde ilerliyor olabilir. Zamanla göreceğiz... 


Geçtiğimiz bölüm biber yedikten sonra fenalaşan Alp'e bir şey olmadı elbette. Olmasını da beklemiyordum zaten. Ama kan aldırmayışı, ilerde bazı problemlerin gün yüzüne çıkacağı izlenimini doğurmadı diyemem. Zaten orijinaline dair aldığım birkaç duyum da bu yönde. Ne olur, nasıl olur bilemiyorum. Bildiğim bir şey var ki, o da Esma ile güzel bir aşkın içerisine artık düşmeleri gerektiği. Esma'nın aklının bir yanının Oğuz'da kalmış hali, Alp'in Samet ondan hoşlanıyor diye kendini geri çekmesi son bulursa sevinirim. Madem bu oğlanın sonu bir kaosa sürüklenecek, o zaman elini tutacak bir Esma olsun yanında isterim... Güzel bir bölüm izlediğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Diğer birkaç bölüme nazaran, özellikle hastanede yaşanan olaylar gayet tatmin ediciydi. Yazmayacağım diyordum ama yine dayanamayacağım; yalnız o hemşirenin intihar etmesi ardından yapılan müdahale sahnesinde zerre etkilenmedim. Sahne beni başından sonuna bir an olsun içine çekmedi. O da nazarı olsun madem bölümün, ne diyeyim... 

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder