12 Ağustos 2017 Cumartesi

Kalp Atışı: İnsan aşktan kaçamıyor...


İnsan aşktan kaçamıyor gerçekten. Hele de kalbin alev alev yanıyorsa, ne kadar mücadele etmeye çalışırsan çalış olmuyor. Gönlünün sesini dinlerken buluyorsun kendini. O köşe bucak kaçtığın, bir anda elini tuttuğun kişi oluyor. Korkularınla yüzleşemesen bile, aşkla kucaklaşıveriyorsun. Sonrası ise bir bilinmez... Şimdi sonrası için de romantik şeyler yazmak isterdim ama Kalp Atışı'nda pek öyle olmayacağı ortada. Bin bir zorluğun yine bin bir olayla Eylül ve Ali Asaf aşkına engel olması muhtemel. Hem de köşede bir rakip, üç düşman, üç de aşık olduğunu düşünürsek. Birinden birinin hamlesi, küçük de olsa mutlaka yara açar...

7. Bölüm


Ali Asaf ve Eylül arasında her türlü zorluğa göğüs gerip mücadele edecekleri bir aşk olmasını gerçekten istiyorum. Ali Asaf'tan yana zaten sıkıntı yok da, Eylül cephesi muâllaklığını koruyordu bu bölüme kadar. Kalbi, gözleri, her bir mimiği deliler gibi aşık olduğunu haykırıyorken, onun bu aşktan kaçma mücadelesi evlere şenlikti. Şükür ki, bu bölüm mücadele etmeyi bıraktı. Kendince haklı korkuları var ama yine kendini en iyi tanıyan da o. Ali Asaf'a güvenmiyorsa bile, kendine güvenmeli yani. Gerisi zaten, hayatın olağan akışında paylarına düşecekler serisi. Tabi drama soslu koca dilimler de yok değil... Her durumda el ele tutuşur ve birbirlerini bırakmazlarsa çözüme ulaşmaları o kadar kolaylaşacak. Yok, tek bir taraf dahi pes ederse işte o zaman her şey olduğundan daha da karmaşık bir hâl alacak. Çünkü neden almasın?



Onların aşkında, payına mutsuzluk düşen birçok kişi var aslında ama en dokunaklısı benim için Oğuz. Şahsen desteklemiyorum. Eylül'le arkadaş olmalarını tercih ederim. Lâkin bakışları yaralamadı dersem yalan söylemiş olurum. Ali Asaf'ın elinden tutup götürdüğü Eylül'ün ardından olabilecek en naif aşık tepkisi verdi. İşi çok da dramatize edeceğini düşünmüyorum açıkçası. "Ya benim olacaksın ya da kara toprağın" moduna da girmez. O sebeple, Oğuz'a şöyle güçlü bir kadın karakter getirsek fena olmaz gibi. Bu saatten sonra Bahar'la bir aşka düşmesi de imkansız duruyor çünkü. Eylül gibi birine aşık olan, daha sonra Bahar'da ne bulabilir ki?.. 


Bir diğer Eylül aşığı, Mehmet... Geçirdiği trafik kazası sonrası Eylül'ün kendini sorumlu hissetmemesi en çok sevindiğim kısım oldu. Kendini suçlayacak ve yersiz bir vicdan azabı yükünün altına girecek diye korkuyordum doğrusu. Tabi kendini suçlamaması, en iyi şekilde tedavi edilmesini sağlamak için gerekirse en tepedeki isimle karşı karşıya gelmeyeceği anlamını taşımıyor. Gerek var mıydı? Teorik olarak yoktu ama babaannesini ellerinde kaybetti, yerinde kim olsa farklı bir tepki vermezdi. Geleceğe dair büyük plânları varken, hele de Sinan'ın ipliğini pazara çıkartmaya çalışıyorken, düşüncelerini bu kadar belli etmeli miydi? Bak işte orası, az biraz sorunlu. Keskin çıkışlar sergilemese de olurdu. Bu kadar dikkat çekmese de. Ama işte insan sevdiğinin hayatıyla sınanınca gözü kararıyor. Ondan sebep kızamıyorum. İyi ki yanında Ali Asaf vardı ve sakinleştirmek için elinden geleni yaptı. Son kertede Mehmet'in ameliyatı da iyi geçti. Bakalım, hikâyenin devamında üstleneceği misyon ne olacak...


Yaşadığı saldırı sonrası dahi her an çemkirmeye hazır Bahar'a bu bölüm bir şeyler olmuş, siz de fark ettiniz mi? Ben bazılarını anlamakta zorlandım açıkçası. Kastettiğim asansörde yaptığı başarılı müdahale değil. Onunla ilgili geçtiğimiz haftalarda da yazmıştım, karakterin kendini bir şekilde ispat etmesi gerekiyordu. Sahne buna güzel hizmet etti. Tabi internete düşüp, binlerce kişinin izleyip hayranlık duyacağı bir atmosfer yaratılmasa da olurmuş... Ama diğer iki konu var ki, onlar hiç de şimdiye kadar izlediğimiz Bahar'ın yapacağı şeyler değil. Birincisi; hemşirelerle sohbet edip sarma yemesi. Aşırı gereksiz ve inandırıcılıktan uzak bir detaydı. Bahar gibi kendini her konuda üstün gören bir karakterin hemşirelerle öyle hoş sohbet olması imkansız. İkinci de, kendine saldıran hastaya iyilik melekesi gibi yaklaşması. Yine bizim tanıdığımız Bahar, adamın yanına gitmeyeceği gibi özel güvenlikle dışarıya attırılması emrini verirdi... Tamam karakterin düzelmesi taraftarıyım. Tamam, aklı başında olmasını da istiyorum. Ancak bunun yolu, daha bir bölümden yüz seksen derece değişmiş karakter özellikleri sunmaktan geçmiyor. Aksine, ne kadar istersen iste rahatsız ediyor...


Esma meselesi ise çok bilinmeyenli bir denkleme dönüştü, dönüşecek. Dizinin tüm gözde erkekleri Eylül'e aşık, Esma da gördüğü her yakışıklı karaktere bir bir vuruluyor. Tam Alp ile çokça yakıştığına kanaat getirmişken, ikili yan yana çok da tatlı olmuşken bu Oğuz'a hafif meyil nereden çıktı anlamadım. O değil, sonunda Samet'e kalacak diye çok korkuyorum... Alp ile düşeceği aşk favoridir, bir numaradır. Başka yönlere bakılmasına hiç gerek yok. İkisinin de tatlılığı, yan yana geldikleri her sahneyi daha da izlenir kılıyor. Tabi gelecek bölüm Alp'i kaybetmezsek... Esma'nın çıkardığı oyun, kendi kısmetine attığı gol olacak gibi bir his... Bir şey olmasa bari Alp'e. Onun daha annesini bulacağız biz-olursa fena olmaz hani-...


Hastane savaşları da tam gaz. Ali Asaf'ın babası yine öne geçti gibi lâkin, çirkin yöntemler kullanmaktan çekinmeyen Sinan ve babasının bir şekilde istediklerini aldığını görürsek şaşırmam. Ondan sebep, bu meselelere artık Ali Asaf da dahil olmalı bence. Belki Eylül'ün peşinde koşmak dışında, hikâyeye etki eden başka yanlarını da görürüz-laf soktu-... Keyifli bir bölüm izledik diyemeyeceğim ne yazık ki. Hatta arttırıyorum, şimdiye kadar izlediğimiz en başarısız bölümdü. Bir kopuk kopukluk vardı, hastanedeki olaylar olabildiğince yüzeyseldi. Dizinin önemli karakterlerinden Oğuz, ilk olarak bölüm başladıktan bir buçuk saat sonra ekranda göründü falan. Büyük bir olmamışlık hali yani. Eylül-Ali Asaf sahneleri de istediğim gibi olmasa, muhtemelen oturup da tek kelime yazmazdım hakkında. Çünkü insan zevk aldığı şeyi yazmak istiyor. Batırılmaya çalışılıyor görünen bir şeyi neden yazmak istesin?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder