10 Ekim 2017 Salı

Söz: Bir salın artık Eylem'le Fethi'yi!..


Hayatın her anı kötülüklerle, her yer kötülerle dolu. Bazen başını kaldırmaya dahi cesaret edemiyor insan tam da bundan. Tehlikenin nereden geldiği belli değilken, nasıl baş edebilir ki tüm bu olanlarla? Nasıl kötülüklerden koruyabilir kendisini? Nasıl, yok sayabilir her birini? Bunu çoğunlukla ailesinin yanında olduğunda yapabilir ama değil mi? Annesi, babası, kardeşi... İnsan ailesinin yanında kendini güvende hissetmek ister. Onların koruması, hiç yoksa kanatları altında tutmasını. Ama nasıl bir aile, çocuğuna sahip çıkmaz ve hatta, onu ölüme dahi iter? Neden kötülük bu kadar doruklarda yaşanır? Böyle yapınca ele ne geçer?..

16. Bölüm


Büyük beyin ne kadar kötü birisi olduğunu zaten biliyoruz. Gözünü kırpmadan onlarca insanın katledilmesi emrini veren birinden insaniyet namına çok da bir şey beklenmez zaten. Ama ne olursa olsun kanını taşıyan insanlara değer vermesi gerekmez mi? Vermiyorsa da hiç mi çaktırmaz, tek derdinin kendisinden başkası olmadığını?.. Bilinmez bir durum söz konusu. Kızını dahi sırf kendisini kurtarmak için ölüme meze yapmasının dayanacağı 'sağlam' bir yer yok. Çolak gibi bir ruh hastası bile ölen oğlunun arkasından onca göz yaşı dökmüştü. Hadi karısını ve kızını o, saçma sapan bir namus uğruna katletmişti de, Büyük beyin bahanesi ne?.. Kendi canına zarar gelmesin diye insan kızının canını böylesine hiçe sayar mı, gerçekten bilemedim. Ancak gelecek bölüm fragmanını izledikten sonra mantık aramaya son verdim. Meğersem her şey, 'kutsal bir amaç' uğrunaymış...


Yavuz'un nasıl kurtulacağını bilemiyorum. Mâlum, görüntüler onun elinde yokken o an bir çözüm bulması imkansız. Muhtemelen Agah batırdığı gibi düzeltmeye çalışır durumu. Tabi ne kadar düzeltecek o da muamma... Kurtulduktan sonra Yavuz'un tek çıkış yolu tüm timini toplayıp operasyon düzenlemek-ki, onu yapacağı da görülmekte. Ondan sonrası ise ilmik ilmik inşa edilen düzenin korunmaya çalışılmasıyla devam eder herhalde. Büyük bey ölür, aşıklar birbirinden asla ayrılmama yemini eder. Bir bakmışsınız birkaç bölüm sonra çocukları olacağı haberini dahi alırız...


Herkesin hayatı bir şekilde sınanıyor. Herkes, zor kararlar vermek durumunda kalıyor. Bazılarının işi ise daha zor. Mantıkları ve kalpleri değil zira arada kaldıkları; görevleriyle, kalpleri. Hangi tarafı seçse, öteki tarafta büyük bir oyuk beklemekte... Eylem'le Fethi'nin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir herhalde. Bu kadar çok sınanmanın tek iyi yanıysa, aşklarının her seferinde daha da güçlenmesi. Ama yan yana dahi gelemiyorlarken, aşkları buradan Ay'a ulaşsa ne olur, bilemiyorum tabi... Bölüm boyunca bir kez bile yan yana gelemeyen ikilimizin, bölüm sonunda itildikleri nokta ise bizi iki hafta öncesine götürmekte. Hatırlarsanız Eylem, göreviyle aşkı arasında kalırsa görevini seçeceğini söylemişti Fethi'ye. Hatta böyle bir ikilemde, kendini vurmasını bile öğütlemişti. Bu durumda son anda Fethi'nin hatırına gelen o olur ve tetiğe basar gibi yazacağım da; adam karpuz vuruyor fragmanda. Yani bu ana gerek kalmadan Eylem giriştiği ölüm oyunundan kendisini kurtarırsa, pek sevinirim belirteyim. İnsan göreviyle aşkı arasında, canlı bomba olarak nasıl kalır yahu? Bunun bir sonraki aşaması eline taramalı tüfek verip köy meydanında herkesi taratmak sanırım sevgili Ethem Özışık?..



Aşktan yana yüzü gülen sayısı her geçen dakika biraz daha azalırken, Nazlı ile Ateş aşkı için de bir umut göremiyorum artık. Bunu yazmaktan esef duymakla birlikte, bir aşkın neden bu hale getirildiğini anlamakta zorlanıyorum. Hele Nazlı'nın masum yüzlü o arkadaşının, iki bölümde şeytanlaştırılmasına ne desem hiç bilmiyorum. Bir yanda aşkı diri tutup, diğer yanda harcamak ne kafası acaba?.. Ateş yaptığında haklıydı. O çocuğa haddini bildirmesi gerekiyordu. Bakalım bedelini nasıl ödeyecek. Mücahit'in başına gelenlerden sonra bu konu su kaldırmaz bir hâl almışken, görevinden olmasa bari... Onun ikilemlerinin ise çabucak düzelmesi şart. Hastalığına ya bir şifa bulunsun ya da Yavuz olaya artık el koysun. Zira bunun tolere edilecek bir yanı olduğunu düşünmüyorum...


Yavuz'un tolere edilemeyecekler listesine her hafta başka bir şey ekleniyor zaten. Timin iyice babası gibi olduğundan her birinin derdi, otomatikman onun derdiymiş gibi omzuna yükleniyor. Buna daha ne kadar süre katlanacak göreceğiz. Ben sonuna kadar gider diyorum ama insan kendi dertleriyle boğuşurken, ekstra bu kadar çok dertle de nasıl yaşar ki?.. Biliyorsunuz bir de annesinin ölümü aydınlandı bölüm içerisinde. Acısını, onu kaybettiği anın tüm sinir uçlarını birebir gördük ekran karşısında. Tolga Sarıtaş'ın şahane oyunculuğu bir yana, Yavuz'un insani tarafını diri tutan bu tür akslar görmek hoşuma gidiyor doğrusu. Ama tabi bir sorun söz konusu. Bir özel harekatçının annesinin ölümü ile ilgili bilgi internette ne arar? Nasıl o veriye müdahale edilmez? Biz ilk sezon Çolak'ın, Yavuz hakkında bir şeyler bilmesine baya anlam yüklemiştik. Meğersem tek yaptığı gugıllamak mıymış?.


Hatırlar mısınız bir dosya vardı, Yavuz'un annesi ve babasının mesleklerinin yazdığı küçük bir kısım da gözükmekteydi o dosyada. Babası için öğretmen, annesi içinse ev hanımı yazmaktaydı. Peki şimdi o kadın nasıl banka müdürü oldu? Hadi diyelim gizlilik kararı çıkartıldı da, o sebeple bilgi değişti. Yukarıda da yazdığım gibi, o bilgiyi karartan sıradan bir isim aramasıyla çıkan haberlere neden müdahale etmemiş?.. Sorular, sorular... Büyük bir devamlılık hatası var, umarım toparlanır. Bu arada çokçalarının aklından geçtiği gibi Agah gerçekten Yavuz'un babası çıkarsa şaşırmam. Zira kötülerin kötülüklerine, 'kötü' biri olarak fazla müdahale ediyor gibi. Altından, intikam almak için teröristlerin safında gözüken masum bir öğretmen neden çıkmasın? Onu da unutup astronot falan yazmazlarsa tabi...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder