7 Şubat 2018 Çarşamba

Ufak Tefek Cinayetler: Ne izledik biz?..


Hayatımızda, beklenti denen şeyin nasıl bir hayâl kırıklığına dönüşebildiğine tanıklık ettiğimiz anlar az değildir. Yüksek tutulan her beklentinin, bir yere çakılma serüveni de vardır. Zira siz beklentiyi ne kadar zirvede tutarsanız tutun, hayatın size sunduğunun limiti bellidir... Aynı şeyi diziler, dizilerimiz için de söyleyebiliriz elbette. Şahane bölümler izlersiniz, kendinizden geçersiniz. Hatta günleri dahi sayarsınız, salı gelse de izleyip keyiflensek diye. Peki karşınızda kocaman bir olmamışlık duruyorsa ne yaparsınız? İnanın ben her şeyin rüya olması ihtimaline dahi tutundum, bir ara ayılmak için silkelendim. Yok, rüya değildi. Biz bir saatten fazla hiçbir amaca hizmet etmeyen bir yangın sahnesi izlemiştik. Sadece bölümün başı ve sonu bir şeyler vaat ediyordu. Ortası, tam bir karanlık dehliz. Bir daha asla girmek istemeyeceğiniz kadar zifiri hem de...

15. Bölüm




Ekşını bol geçtiğimiz bölümün ardından senaristimiz sanırım biraz kafasını dinlemek, bu bölümü kendisine tatil ilan etmek istemiş. Araya birkaç sosyal mesaj da sıkıştırınca, tadından yenmez bir hâl almış. Öyle ki, bölümün boşluğundan yararlanan bir oyuncu direkt bölümde boy göstermemiş... Açıkçası Pelin'in yokluğu çok bir anlam ifade etmedi, zira zaten varlığıyla bölümde bir 'varlık' göstermesi de mümkün değildi. Onun görevlerini üstlenen Taylan'la keyifli bir aks da yakalanmıştı bana sorarsanız. Sırıtmamış, hatta Taylan'ın gevşek karakterine şahane bir gönderme; o düşünceyi güzel bir pekiştirme imkanı yakalanmış. Tabii bu arada o yavrucağın başına gelmeyen kalmadı. Annesizliği dibine kadar yaşadı. Acısını paylaştığımı belirtmek isterim buradan... Yani rica edeceğim Pelin gelecek hafta geri dönsün. O çocuk Taylan'la bir gün daha yapamaz, çok net...


Yangın sahnesine gelirsek, ne desem eksik kalır tarzdaydı. O kadar şaşalı, kapısından zenginin eksik olmadığı bir kolejin yangın söndürme sistemi olmamasına mı yanayım, bir tane bile yangın söndürme tüpü görmediğimize mi bilemiyorum... Hangi akla hizmet o çocukları kulise tıkıştırdılar yahu? Ayrıca kuliste nasıl sahne harici bir çıkış kapısı olmaz? Ve dahi hatta direkt zemin katta olduklarını biliyorlarken, nasıl o dolapların ardında cam olduğunu bilmezler?.. Sorular, sorular... Cevap yok tabii. Savsaklamak için ne gerekirse yapılmış, itfaiyeye yalandan bir metreküp bile su sıktırılmamış. Öyle okulun içinde ve dışında sağa sola koşturup, çocuklarını merak eden velileri içeri girmesinler diye engellemek dışında bir şey yapmadılar. Aksın sonunda Nilay ile Taylan'ın çocuğunu kurtarmalarını da övmeyeyim burada isterseniz? Onu bari yapmış gösterilsinler bir zahmet...


Koskoca itfaiye teşkilatı, okul yönetimi, hocaları o kulisin camlı bir yerde olduğunu bilemiyor ama bizim zamanında okuldan atılan kahramanımız Oya bu bilgiyle dolup taşıyor... İtfaiye sağa sola koştururken o Serhan'la çocukları kurtarıp, kahraman olmayı başardı. Etkiledi mi? Başka türlü kurgulansaydı belki, ancak izlediğimizden etkilendiğimi söylemem mümkün değil. Biraz kör göze parmak olmuş çünkü. Bölümde baştan sona hakim olan savsaklık, bu anlarda zirve yapmıştı. Nilay'la minnağın durumuna, "Azıcık dumandan etkilenmişler" diye teşhis koyan doktor ise tam anlamıyla kaymağıydı. İnanır mısınız, kırk yıl düşünsem duman yüzünden o halde oldukları aklıma gelmezdi...


Bölümde beğendiğim iki şey oldu, beğenmediğim şeylerse gördüğünüz gibi pek çoktu. O beğenmediğim şeylerden birisi de, Oya ile Serhan'ın birlikte geçirdikleri gecenin ardından yaşadıklarıydı. Aynı yatakta yattıkları gösterilmedi ama Serhan'a "Uzun zamandır böyle bir güzelliğe uyanmamıştım" dedirtilerek birlikte yattıkları ima edildi. Sonrası mı? Tam bir bencillik kokan hareketler serisi. Serhan hiç olmadığı kadar bencil kalmayı o sahnelerde nasıl başardı hâlâ anlayabilmiş değilim. Arzu gelmiş kapıda, Oya haliyle ona bu halde kapı açmak istemiyor. Serhan ise, "Benim kimseden çekincem yok" diye erkeklik taslamakla meşgul. Bunun birinden bir şey saklamakla alakası ne Serhan? O an Arzu'nun sizi görmesinin doğuracağı sonuçları kestiremeyecek bir adam mısın sen? Bence değilsin. Sırf, Oya ile aralarını 'sevişmelerinin' üzerine açmak için çaba sarf edilmiş. O şekilde çekip gitmesinin ardından Oya'nın yerinde olsam Serhan'ı bir süre evin kapısından içeri bile sokmam. (Oya tabii ki ilk fırsatta sokar)


Peki Merve cephesinde ne oldu? O boşanmayacaklarından, bunun geçici bir durum olduğundan o kadar emin ki, sırf bu yüzden savsakladığı her şeyin daha sonra kafasını duvarlara vurmak için bir neden olacağını çok geç anladı. Eğer o avukatla konuşmasaydı, bu gerçeğe ayması duruşma salonunda tam olarak boşandıkları ana tekabül ederdi sanıyorum. "Nasılsa benden boşanamaz, son anda fikrini değiştirir" diye o salonda da kraliçe edasında otururdu öyle... Kafasına dank eden gerçeklerden sonra hedef tahtasına yeniden Oya'yı koyması ise şaşırtıcı değildi. Frambuazlı çizkekiyle, şimdi başka bir Oya mücadelesinin fitilini ateşlemiş oldu. O mücadelenin sonunda zafer elde edebileceğini sanmıyorum ama akılcı adımlar atar, bu işi saçma bir entrikaya çevirmezse; en azından Sarmaşık Sitesi'nde şanı devam eder. Yoksa, marka değerini kaybetmiş kişiliğiyle bir daha hiçbir dala tutunabileceğini sanmıyorum...


Bölümün Taylan'la oğlunun aksı dışında keyif alarak izlediğim ikinci kısmı, bol iştahlı avukatımızın yerinde tespitleriyle Merve'nin gerçeklere aydığı sahneydi. Kısa süre içerisinde Merve'nin röntgenini çekmekle kalmadı, hem teşhisi koydu hem de tedavi önerdi. Hayran kaldım gerçekten. Karakteri daimi alamıyor muyuz acaba kadroya?.. Mehmet-Arzu birlikteliği de gümbür gümbür geliyor bu arada. Burcu'nun özellikle yangın sahnesi sonrasındaki o çaresiz yalnızlığı bunun en net mesajıydı. Mehmet'i elinde tutmak için bedeninden ödün verip ya çocuk yapmaya çıkacak ya da kaybettiğini kabullenecek. Görünen o ki, bu saatten sonra Mehmet'i ancak öyle yanında tutabilir. Arzu hayâl kırıklığı olmaya son sürat devam ediyor yani. Kendini iyice bitirdi, çok müşkülüm... İnsanın çocuklarının olması güzel bir duygu olmalı. Lâkin çocuğunun olmaması da kesinlikle yarım kalmak demek değil. Hayatını tamamlayabileceğin başka birçok şeye sarılabilirsin zira. Rica edeceğim, bir daha Oya'ya kendini yarım hissedeceği sahnelere gark etmeyin. Onu ve çocuğu olmayan diğer kadınlarımızı da. Bunu kimse hak etmiyor...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder