10 Haziran 2018 Pazar

Fazilet Hanım ve Kızları: Daha iyisini hak etmiştik...


Esasında beklenti içerisine girmeyi hiç sevmeyen birisiyim. Genelde, hatta çoğunlukla hayâl kırıklığını beraberinde getirdiği için özellikle de. Arzu ettiği şeye ulaşabilmiş insanları da bu yüzden hep şanslı bulmuşumdur. Nadir de olsa, onlardan da var hayatta... Öyle boş beklentiler içerisine de girmem bu arada. Mesele, haklıya hakkının verilmesi yalnızca. Kim, hak edilen gerçekleşsin istedi diye şımarıklık yapmış olur ki? Aklı başında kim buna karşı çıkabilir? Biz sonunda mutlu bir YağHaz izledik ama açıkça soruyorum, elli hafta boyunca gerçekten ne izledik?..

50. Bölüm - Veda


Eğer bir dizi kaleme alıyorsanız, o dizinin dinamiklerini daha en başında plânlanmışsınızdır. Zira, yapımcı da ona göre olur ya da olmaz der. Yani, esasında Fazilet Hanım ve Kızları için de dengeler bambaşkaydı ama biz bambaşka şeyler izlemeye mahkûm edildik... Diziyle zerrece alâkası olmayan birisine dahi, ilk bölüm finalindeki o otel odası sahnesini izlettirseniz söyleyeceği tek şey; "İlerde buradan çok fena bir aşk çıkar" olurdu. O sahne tamamen, YağHaz zemini olarak yazılmıştı ancak sonra işin rengi değişti. Hem de öyle değişti ki, izlediğimiz şeye katlanmak için elimizde yalnızca beklentiler kalmıştı. Eninde sonunda haklının hakkı verilecekti. Tüm bu izlediğimiz zorlama sahneler de bitecekti. Öyle ki, biz gerçekten mükemmel bir aşk izleyecektik. Lâkin, sadece avucumuzu yalamakla yetindik... Ellinci bölümün son üç dakikasına kadar ortada elle tutulur tek bir YağHaz sahnesi yoktu. Düşünebiliyor musunuz, dizinin esas çiftinin toplasan bir dakika sürecek ikili diyaloğu bile yoktu. "Seni seviyorum" lafı dahi duymadık. Sadece yanaktan öpücükler, gülümsemeler, omza baş koymalar ve kapanış. Kendime çok acıyorum ya...


Bir izleyici olarak bunu hak etmediğimi düşünüyorum. Eğer gerçekten saygı duyuluyor olsaydı bize, bunu da izlemezdik sanıyorum. Kendimi aldatılmış, örselenmiş hissediyorum. Bunu hiçbir dizinin finali ardından yazmadım ama daha ağırlarını yazmıyorsam, sadece saygımdan bu bilinsin istiyorum... Bir adam, her şeyini iyilikler üzerine kurmuş. Daima başkalarının mutluluğu için çırpınıyor, onların daha huzurlu olması için uğraşıyor. Bu uğurda, uzaklara bile çekip gitmeyi düşünüyor. Ne yapılırsa yapılsın, ne söylenirse söylensin asla kimseden nefret etmiyor; edemiyor. Ve siz bu adamdan haftalar boyu intikam aldırıyorsunuz? Gerçekten vicdanınız rahat mı soruyorum?.. Yağız'ın üvey çocuk olmasını aslında büyük sorun etmedim. Hani Gökhan dışında o ailenin çok da katlanılır bir yanının olmadığı mâlum. Ama öğrenmesi için bu kadar zaman geçmesinin, yine bir başka haksızlık olduğunu düşünüyorum. Kabul edilemez ölçüde, akla sığmaz şekilde geçiştirildi. En çok da beni üzen Hazan tarafından bu gerçeğin saklanmasıydı. Bizim tanıdığımız Hazan, sonucunda ne olursa olsun kesinlikle Yağız'a dayanamaz gerçeği söylerdi. Hele de Yağız, bir daha asla yüzüne bakmam demişken... 


Tabii, belki de bakacağını hissetti. Onun savunması, kırmaktan korkmaktı ama işte kırılmayacak gibi de değildi. Günün sonunda kendini affettirebilmesi ise ne diyeyim, güzeldi. Hiçbir şekilde bu akstan tatmin olmadım ama mutlu bir son yazıldığı için kendilerine mesudum. Lâkin, yeniden üzerinden geçmek isterim. Ne Yağız'ın ne de Hazan'ın hak ettiği muamele bu değildi. Onlar haftalar boyu bir araya gelsin diye beklediğimiz, on saniye mutlu göreceğimiz bir çift olarak kalmamalıydı... Peki bundan sonra mutlu olurlar mı? Görünen tablo, artık onlar için bir sorunun kalmadığını gözler önüne seriyor. Bir daha o kötü noktaya savrulmayacaklarını bilmek de bunca hafta çile çekmiş bir izleyici olarak bana iyi geliyor. Ne yapalım el mecbur, sevdin mi her şeye katlanıyorsun... 



Çağlar Ertuğrul'u ilk defa uzun soluklu olarak izliyorum. Dağ serisi dahil, yer aldığı yapımları düzenli izlemedim. Fazilet Hanım ve Kızları'nın ise ne olursa olsun kariyeri için güzel bir basamak olduğunu düşünüyorum. Kendisinin de, mükemmel bir iş çıkardığına inanıyorum. Bundan sonra yer aldığı her yapımda yanında destekçisi olmaya devam edeceğim... Deniz Baysal'ı Kaçak Gelinler'de izledim ilk. Orada karakterini çok da sevdiğimi söyleyemem ama Hazan'ı gerçekten sevdim. Çok hataları var, çok yanlışları da var ama ne bileyim. Yağız gibi, o da hep örselenmişti ve günün sonunda tüm hatalarının bedelini de ödedi. Onun esas suçu, aşık olduğunu sanmaktı. Gerçek aşktan uzak durmak için bu kadar mücadele etmemeliydi... Baysal'ın Hazan'a ruh üfleme işini başarıyla yerine getirdiği kesin. Bundan sonra önünün açık olduğu da. Her ikisinin de emeklerine sonsuz teşekkür ederim...


Dizinin adından mütevellit, baş köşesinde onun olması gerekirdi. Ama sadece YağHaz hikâyesi değildi örselenen, Fazilet de örselendi. Hikâyesi arka plâna atıldı ve yaptığı tüm hataları, yanlışları bizim gözümüzde onu sadece kötü bir insan yaptı. Esasında kestirilen büyük bir acı vardı geçmişinde ama bunu tahmin etmek başka, bilmek başka. Tahmin edilen üzerinden kimseye merhamet besleyemiyorsunuz neticede... Keşke onun hikâyesinin daha derinlerine inebilseydik. Elli bölüm boyunca, on dakikalık bir aksla geçiştirilmeseydi. Bunu o da hak etmedi... Şunu da belirtmek lazım, yaşadıkları yaptığı her şeyi mazur göstermiyor. Tüm yaşadıklarından bağımsız hataları da çoktu. Çokça kızdık, çokça söylendik ama onu izlemek hep keyif verdi... Nazan Kesal, dizinin ilk fragmanını izlediğimde aşırı bağırışıyla beni biraz ürkütmüştü. Ama ilk bölümden, son bölüme kadar bir-iki an haricinde Fazilet'i izlemek enfesti. Tüm emeklerine sonsuz teşekkürler...


Ece beni hikâyesiyle en başında hiç de cezbetmedi. Hatta Yasin'le olan aşkı hiçbir zaman ilgimi de çekmedi. Ama ikinci sezon boyu YağHaz için verdiği mücadeleyle gözümde çok değerli bir yere ilişti. YağHaz Baş Reisi olarak ayrıca gönlümdeki en güzel yerlerden birindeydi... Hazım'la bir evliliğe düşmesi, daha sonra o evlilik sürecinde yaşadıkları ise ilk sezon hikâyesinden daha keyifliydi bunu da belirtmeden geçmek istemem... Afra Saraçoğlu'na gelirsek, kendini nasıl güzel geliştirdi ama? Ben daha önce onu hiçbir yapımda izlemedim ancak ilk sezonla, ikinci sezondaki Ece performansı arasında dağlar kadar fark vardı. Bundan sonra hangi projede yer alırsa, keyifle izlerim...


Saf bir adam, kandırılmaya açık; belki de savunmasız göründüğü için öyle olan... Gökhan, gerçek Egemenlerin en insan olanıydı. Yasemin'in manipülasyonlarına geldiği zamanlar haricinde, hiçbir şekilde beni hayâl kırıklığına uğratmadı. Özellikle de her durumda Yağız'a arka çıkması, şahaneydi. Günün sonunda hep sınandığı Yasemin'le güzel bir aile kurması da; az biraz garipti. Ben Yasemin'in iyi bir insan olacağına inanmıyorum. Yaşadıklarından bağımsız, onun kötülüğü içinde haz alarak yaşadığını düşünüyorum... Ayrıca daima onun geçmişi, yaptıkları, yapacaklarıyla sınanmak da bir başka işkenceydi dizideki. Hiçbir şekilde sevmedim, hakkında iyi tek bir şey de yazamam. Lâkin, Hazal Türesan güzel iş çıkarttı. Hakkıyla nefret ettim Yasemin'den... Tolga Güleç içinse söyleyebileceğim tek şey, oyunculuk için yaratılanlardan olduğu. Her ikisinin de emeklerine sağlık...


Hazım bey benim için tam bir hayâl kırıklığıydı, sonunda düştüğü durumu hak ediyor... Sinan, tam bir sınavdı. Tahammül edilemez, katlanması imkansız. Sonuna üzülmedim ama Yağız'ın tüm centilmenliğiyle yine ona el uzatmasına çok sinirlendim... Selin, bir başka sınavdı. Aşkı, sevgisi, nefreti; her şeyi tahammül edilmezdi. Sabır testisi olsa çatlatır cinsten. Kendini öldürmekle en güzelini yaptı... Yasin iki kızın arasında debelendi durdu. Çok hatalar yaptı o da ve ben günün sonunda Ece'yle birlikte olmasından yana mesut değilim. Onu hak ettiğine inanmıyorum... Nil, ilk sezon az biraz sinir oluyordum ama ikinci sezon boyu daha çok empati kurdum. Bilmiyorum, Sinan'ı alsın gitsin hemen diye sanırım. Lâkin günün sonunda onu kapıya koymasına da tav oldum. Bassaydı keşke bir de tekmeyi... Farah aslında çok güzel kullanılabilirdi. Özellikle de Hazan'ın kıskançlık damarını kabartmak noktasında. Ama o da çevirmedik entrika bırakmadı ve nefretten başka bir şey kazanması mümkün değildi... Ömrüm tam bir şeker. Anne noktasında bahtsız ama ne yapsın... Kerime, tam bir baş belasıydı yine ancak sonradan güzel toparladı... Kudret de yine sevmedim ama karakter hikâyesi güzel bağlandı... Mahir Günşıray, Alp Navruz, Ecem Baltacı, İdris Nebi Taşkan, Tuğba Melis Türk, Türkan Kılıç, Sümeyra Koç, Ömrüm Nur Çamçakallı, Eser Karabil'e de emekleri için teşekkürler... Dizinin senaristi Sırma Yanık'a emekleri için teşekkür ediyor, bir daha yazdığı bir diziyi izler miyim hiç bilmiyorum... İlk sezon yönetmeni Murat Saraçoğlu ve ikinci sezon yönetmeni Gökçen Usta'ya da emekleri için teşekkürler. Her ikisinin de o dünyayı bize çok güzel sunduğuna inanıyorum... Diziyi şahane müzikleriyle, katlanılmaz her anında bile uçurmayı başaran Alp Yenier'e de emekleri için teşekkürler. 


Fan dediğin biraz da deli dolu olmalı. Onlar ise deli doluluğun kitabını yazan fandomlardan... YağHaz fandomla birlikte çok gerildik, sinir krizleri geçirdik ama günün sonunda hep bir şekilde gülüp eğlenmeyi başardık. Yapıma, oyunculara gönderdikleri çelenklerle; trollemek noktasında da başarılı olduklarını kanıtladılar. Ben onlarla birlikte eğlenmekten büyük haz alıyorum. Bundan sonra diziyi izlerken söylenip, sinirlenmeyeceğiz ama YağHaz üzerinden çokça eğleneceğimiz muhabbetler döneceğinden eminim. Her şey için onlara özellikle teşekkür ederim...


Veda, geldi çattı. Böyle olmasını istemezdim. Bu hikâyenin hakkı üçüncü sezonu görmekti lâkin dizide şimdiye kadar hak edilen çoğu şey gerçekleşmediği için, buna da şaşırmıyorum. Yalnızca bu kararı alanların, bir gün pişman olmasını diliyorum. Hem biz izleyicileri öylece ortada bıraktıkları için hem de güzelim diziyi harcadıkları için. Fazilet Hanım ve Kızları, ne olursa olsun yerin kalbimde hep ayrı olacak; bilesin...

Beklenen Kral

3 yorum :

  1. Baştan sona izlediğim nadir dizilerdendi. Güzel bağlandı finali Allahtan. Size de yorumlarınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Sinan karakterine yapilan haksizligi göz ardi edip tam bir yahaz fandom gibi kaleme almışsınız objektif değilsiniz malesef :(

    YanıtlaSil
  3. Keşke yoruma yazacak birşeyler bıraksaydın bizede yazicam tek satir bırakmamışsın.

    YanıtlaSil