12 Eylül 2018 Çarşamba

Erkenci Kuş: Albatros yeniden dudaklarında...


Romantik komedi dediğin tek şeritli dağ yolu gibi. Ondan sebep ortaya çıkan işler hep birbirine benziyor, hatta gün geliyor başka bir dizide duyduğun repliği işitiyorsun; olmadı sadece isimler, karakterler ve oyuncular değişiyor ama sen aynı şeyi izliyorsun... Bu sorun mu? Kimileri için, evet. Bana göreyse, değil. Esinlenmenin her konuda ve durumda olduğu gibi burada da suyu çıkartılıyor yalnızca. Lâkin şunu da kabul etmek gerek ki, romantik komedi dediğin de öyle dipslz bir kuyu değil. Günün sonunda elinde kullanabileceğin birkaç kalıp ve işleyiş var. Biraz çıksan o kalıpların dışına, iş komedi ya da drama doğru kayıverir... Erkenci Kuş ekseninde yaşananlar tamamen bundan ibaret. Kiralık Aşk'la karşılaştıran, birçok sahnenin benzerliğinden şikayet edenler görüyorum ama hikâye sahibinin Kiralık Aşk senaristi olduğunu düşünürsek; bunun daha masum bir kopyalama olduğuna inanıyorum. Sonuçta kimisi de birebir dizi konusu araklayıp "trük bunlar çok olağan" diyor. Tam da bundan benzerliklere takılarak sinir olmak yerine izlediğim şeyin keyfini çıkartmaya çalışanlardanım. Peki bunu yapmak ne kadar kolay?..


Sanem bugün halen oldukça sakar ve saf. Hatta saflıkta bir dünya markası olduğunu düşündüğüm zamanlar da olmadı değil. Ancak, şükür ki ilk bölümlerdeki kadar suyu çıkmış bir hâli yok tüm bu tavırlarının. Rahatsız edici boyuttaki halinden yavaşça törpülenerek, tam da olması gereken eksene kaydırıldı. Sonuçta her şeyin fazlası zarar ve öteki türlüsünü izlemek bir yerden sonra can sıkıyordu... Şu durumda çözülmesi gereken tek konu, olmadık şeyleri kendine dert edinip; hatta büyük bir mesele addedip yok yere etrafına duvarlar örmesi. Bunu yakın gelecekte aşması güç ancak, Can'la olan yakınlaşmasıyla en azından adım attığını görebileceğiz bu noktada. Tabii şunu da unutmamak gerekiyor, sevgi her şeyi görmezden gelmek demek değildir. Ajanlık meselesi lüzumsuz derecede öyle çok uzatıldı ki, elbette bu CanEm'in karşısına çıkartılacağının en net sinyaliydi. Hem de bu aşk uğruna terk edilmiş bir kadın varken ortada, hiç affedilmez...




Tam olarak terk edilmek bu, kendimizi kandırmayalım. Polen'i seversiniz, sevmezsiniz bu gerçeklerden uzaklaşmayı gerektirmez. Karakterin hikâyeye ilk bölümü saymazsak dahil oluşu esasen oldukça naif şekilde işlendi. Hatta karşımızda o kadar kusursuz bir karakter vardı ki, "insan neden böyle birine şimdi sırf başrol karakter değil diye düşman olsun da Sanem'in tarafını tutsun?" düşüncelerine gark olmamak mümkün değildi. O noktada da beklenen hamleler gecikmedi. Can'ın kendisinden uzaklaşmasının sebebinin Sanem olduğunu öğrenen Polen tırnaklarını çıkartarak, bizi taraf tutmaya yönlendirdi. Peki gerçekten bir taraf tutmamız gerekirse bu Sanem'in tarafı mı olmalı, yoksa Polen'e hak mı vermeliyiz yaptıklarında?.. Esasen zor bir soru. Elimizde mükemmele yakın özellikte bir kadın karakter var ve şu durumda Sanem'den onu ayıran tek olumsuzluk sakar olmayışı gibi duruyor. Bir de Can'ın zamanla gönlünün geçmiş olması ihtimali var-ki, Can da pek öyle bir karaktere sahip değil bana sorarsanız. Gördüğünüz gibi mantıklı argümanlarla Polen ya da Sanem arasında bir tercih yapmak hiç de mümkün değil. Yani şunu kabul etmemiz gerekiyor, Polen çok yanlış bir kurgu eşliğinde hikâyeye dahil edildi ve fan bakışıyla diziyi izleyenler dışında kimseye Can'ın onu terk edişi mantıkla izah edilebilir görünmüyor. Elimizde kalan tek şey gönlün ferman dinlemediği ama burada da karşımıza "Can, Polen'e hiç aşık olmadı mı yani?" sorusu çıkıyor. Zira böyle zamanla ya da araya giren mesafelerle aşkı sona eriyorsa, yıllar sonra başka bir kadın çıktığında da Sanem'in oldukça uğraşması gerekecek onu elinde tutmak için demektir...


Can hani yine en azından bir yanıyla sorunlu bir profili varmış gibi çizilse, daha rahat cevap bulabilirdik sorumuza lâkin namümkün. Karşımızda kusursuz bir erkek profili var. Gergin, yer yer oldukça seri çıkışlar da yapan birisi ancak, tüm bunları yakıp yıkma eşiğine gelmeden toparlamayı başarıyor görünmekte. Verdiği maksimum sert tepki, arkasına bakmadan çekip gitmek. Bu da olay çıkartmaktansa benim için en mâkul cezalandırma yöntemi. Onun Polen'i bırakışının daha mâkul sebepleri olsun isterdim bu sebeple. Keşke fazlaca kusurlu girseydi Polen hikâyeye ve sonradan başlayan karakter değişimi bize izlerken yapay gelmeseydi. Şahsen ilk başta gösterilen o kadının hiç de başkasını mahallesi ya da kişiği üzerinden aşağılayacağına inanmıyorum... Daha inanamayacağımız çok fazla şey yapacağına da eminim. Mesela o ajanlık meselesini bir şekilde öğrenip, Can'a yetiştirmesine kesin gözüyle bakabiliriz. Bir süre için zafer kazanması, en azından Sanem'i Can'dan uzaklaştırması mümkün yani. Günün sonunda o aşkın karşısında duramayacağı da kesin...


O zaman şunu diyorsun, keşke Sanem en başında anlatsaydı. Evet, Can için birisini sildiğinde daha geri dönüşü olmayan bir karakter deniyor ama Sanem ilk günden beri onun için asla sadece 'birisi' olmadı. Yine kızar, uzaklaşırdı ancak bir şekilde barışmalarının zemini hazırlanırdı. En azından 'olası bir kötünün' ekmeğine yağ sürülmemiş olurdu. Mâlum, dizi evreninde hiçbir başrol sırrı gizli kalmaz ve her biri kötü karakterler tarafından ortaya saçılır. Ne yazık ki burada da farklı bir şey olmayacaktır... Benim güvenim Can'ın karakteri üzerine. Ne olursa olsun ekstrem çılgınlıklar yapacak birisi değil. Hele de aşk söz konusu olduğunda. Sanem'in ise kaçma, saklanma eğilimi gösterme ihtimali yüksek. Gönül ister ki yüzleşme cesaretini göstersin ama senaristler ne zaman gönülden geçenleri dinlemiştir ki?.. Şimdilik Albatros'u bulmasının tadını çıkartacak. Aradığı o sakallı gizemli adamın Can çıkmasının mutluluğunu yaşayacak. Sonrası klâsik, hele de yeni sezona giriyorken; tam bir tufan... Umarım en başta belirttiğim o romantik komedi kalıplarının çok fazla dışına çıkılmaz ve drama dönüşmez izlediğimiz bu neşeli, umut veren, yüz güldüren aşk masalı.


Can Yaman'ın son dönemde yer aldığı tüm projeleri izledim ve onun izlemenin keyif verdiğini söylemeliyim. Şu zamana kadar en sevdiğim karakteri de kesinlikle Can Divit oldu. Her yönüyle kusursuz bir erkek portresi çizmesi bir erkek olarak benim için sinir bozucu olsa da, bunu kabul etmek şart. Oynadığı karakterlerin üzerine yazılanların dışında bir şeyler koyduğuysa kesin, bu da zaten onun performansını her projesinde daha da geliştirmesine sebep oluyor. Kendisine ne kadar geniş hareket alanı açılırsa, o kadar başarı yakalıyor. Can Divit de bunun için oldukça müsait bir karakter. Bu arada bir dönem el ve kollarını çok fazla kullanması eleştiriliyordu ama ben onu karakterin fotoğrafçı kişiliğine, tüm o gergin/kaçmaması gerekli anları istemsizce kadraja alma eğilimi göstermesine bağlıyorum. Son birkaç bölümde bu hareketler olabildiğince azaldı zaten... Demet Özdemir oynadığı yapımları genelde bölük pörçük izlediğim birisi. Lâkin karakterleri o kadar başarılı giyiyor ki, istemsizce o karakterden sizi nefret dahi ettirebiliyor. Bunu No:309'a ara ara baktığım dönemlerde Lale'de özellikle çok yaşamıştım. Burada ise daha çok gülüp eğlendiren bir karakter var üzerinde. İlk başlarda oldukça sınırlarda gezen tavırlarının olması gerektiği noktaya taşınmasıyla, Sanem'i izlemek kesinlikle şimdi daha zevkli. O saf hâl de kendisine çok yakışıyor. Ayrıca Can Yaman'la iyi bir uyum yakaladıklarını da yazmak lazım. Yan yana verdikleri enerji oldukça tatmin edici. Hele de tansiyonu yüksek sahnelerde...


Erkenci Kuş, -artık- geçtiğimiz yazın en başarılı işi oldu. Aldığı reyting oranları, hikâyesi ve kullanım şekliyle hiç de şaşırtıcı değildi benim için. Yeni sezonda da aynı verimi gösterebilmesi içinse, kesinlikle senaryosuna bazı dokunuşlar yapılması gerektiği açık. Elimden geldiğince eleştirmemek için direndim ancak, izlediğimiz bölümlerin çoğu kısmında "Biz ne izliyoruz yahu?" dediğim olmadı değil. O açıkların tümü, yeni sezonda hem de gün değişikliği gerçekleşecekken rakipler için koz olabilir. Umuyorum tüm bunlar ince elenip, sık dokunuyor ve gerekli özen gösteriliyordur... Reji ve müziklere gelirsek, ikisinden yana şimdiye kadar zerre sıkıntı yaşamadım. Özellikle Çağrı Bayrak'ın reji diline, kurulan o dünyayı ekrana taşıma şevkine izlediğim her yapımda olduğu gibi Erkenci Kuş'ta da hayranım... Yeni gününde, ekstrem bir dizi hikâyesi çıkmazsa karşıma ben de Erkenci Kuş'un yanında hikâyesinin yoldaşı olmaya devam edeceğim. Şans getirsin cumartesi, CanEm'e...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Ben Polen'in daha fazla kalacağını düşünmüyorum açıkçası. Polen son bölüm Ne kadar karakteri dışına da çıksa tüm asilliğiyle gidecektir bence. Gerçekleri -kendileri yapmış olmalarına rağmen - Aylin Emre ikilisinin çıkaracağını düşünüyorum . Emre'ye bakarsak kötü karakter diyemiyoruz ama yaptıklarından iyi de diyemiyoruz . CanEm aşkını destekleyeceğini düşünmüyorum ve bu konuda susup bir şey yapmadan oturacağını da sanmıyorum açıkçası. Aylinle de barıştı. Tekrar proje çalma olayına mı girecekler ? Çalacak bir Sanem de yok. Ortalık o yönde karışacak gibi .

    YanıtlaSil