31 Mayıs 2014 Cumartesi

Yalan Dünya TOP 10 - 4. Deniz


Yalan Dünya TOP 10 listemin 4. sırasında; asgari ücretli tek başrol olarak tarihe geçen; Fırat'ın (haşin) Yazgısı, Deniz var.


Deniz İzmir'den kardeşi Bora (Öner Erkan) ile İstanbul'a oynayacağı bir rol bulmak umuduyla gelmiş ve her çaldığı kapı teker teker yüzüne kapanan mektepli bir oyuncudur. Yine umutsuzca, kendine bir rol bulabilmek için, yeni çekilmeye başlanmış Fırat'ın Yazgısı dizisinin setindedir ve olanlar olur. Başrol oyuncusu Ebru Cündübeyoğlu, diğer başrol Çağatay Koçtuğ'un (Hakan Meriçliler) kendisinden daha çok ücret alması ve daha çok sahnesi olmasına bozulmuş, dizinin yönetmeni Tufan'la (Tuna Orhan) giriştiği kavga sonrası seti terk etmiştir. Yazgı'sız, yani başrolsüz kalan dizi için en kısa sürede yeni bir başrol bulunmak zorundadır. Bu sırada kendine sıra gelmesini bekleyen Deniz, Bora'nın çok yakın arkadaşı olan ve dizinin yine başrollerinden birine hayat veren Emir (Sarp Apak) sayesinde daha fazla sırada beklemeden setten içeri adımını atmıştır...

Çok küçük bir rol için savaş vereceğini zanneden Deniz'i farkeden Tufan ve Çağatay hemen bir kritik yaparlar ve ara rol için gelen Deniz, böylece başrolü kapmış olur.. Bu arada o kritiğe değinmeden geçemeyeceğim... Yuh! diyorum Tufan ve Çağatay'a, resmen yerin dibine soktular kızı...


Neredeyse çorba parasına başrol oynayan tek isim olarak tarihe geçen Deniz, yine de halinden memnundur. Dizinin başrolünün ayrılması ardından, yeni başrol olmayı bekleyen Açılay (Nihal Yalçın) bile, Deniz'in anlaştığı parayı duyunca haline şükredercesine başrol beklentisinin peşini bırakmıştır...

Hiç ummadığı başrolü kapan Deniz içinse, artık başını sokacak bir ev bulmanın vakti gelmişti. Kendisi gibi bir ev arayışında olan ve Cihangir'de yaşamak isteyen Açılay'la birlikte bir kafede otururlarken kirayı da bölüştürebilecekleri fikriyle, birlikte yaşamaya karar vermişlerdir. Sıra gelmiştir ev arayışına... Aslında, çok da uzun sürmemiştir ev bulmaları. Aynı evde yaşama kararını verdikleri kafenin en üst katındaki daire kiralıktır...

Tabi evi kiralamak o kadar kolay değildir. Ev sahibi aile oldukça mutahasıptır ve kiracılarının da öyle olmasını istemektedirler. Kısacası, oyuncu tayfasına verecekleri evleri yoktur!. Ama Deniz ve Açılay'ın da oyunculuklarının marifeti sonsuzdur. Hemen bir kumpas kurarlar ve Bora ile Açılay karı koca, Deniz'de Bora'nın annesi olur. Tabi aslında Deniz abla olarak tanıştırılacakken, Servet (Füsun Demirel) ve Şehmuz'un (Altan Erkekli) onu Bora'nın annesi sanması, beklenmedik bu hayal kırıklığının bir süre devam etmesine sebep olacaktır. 

Sahnelenen oyuna(!) kanmış olan Şehmuz ve Servet büyük bir gönül rahatlığıyla evlerini kiralamanın, Deniz, Açılay ve Bora üçlüsü de evi kiralamış olmanın mutluluğunu yaşamaktadır. Tabi Deniz, anne sanılmasının verdiği yaşlılık sendromunu henüz tam üzerinden atamamıştır... 

Sıra gelmiştir, evi düzmeye. İlk iş olarak bir gardrop yaptırmak isteyen Deniz, evin yakınlarındaki bir inşaat şirketine gider ve işte dizinin bundan sonrasında yaşanacak aşkın, komedinin ve dramın ayak sesleri duyulmaya başlanmıştır. Rıza ve Deniz kafedeki ilk karşılaşmalarının ardından, inşaat şirketindeki ikinci karşılaşmalarında "ikinci bakışta aşk"a tutulmuşlardır...

Deniz ve Açılay'ın oyuncu olduğu, kısa süre sonra ekranlarda Açılay'ın dönen reklamlarından anlaşılsa da, oldukça duyarlı olan Şehmuz; Gülistan (Hasibe Eren), Servet ve Selahattin'in (Olgun Şimşek) dolduruşlarına gelmez ve onları evden çıkartmaz. Özellikle sürekli dolap çeviren Gülistan, Servet ve Selahattin üçlüsünden, Selahattin'in Gülistan'ı aldattığını öğrenen bu kiracılara birden kanının kaynaması çok uzun sürmeyecektir(!).

Rıza ve Deniz'in gün be gün yakınlaşması Nurhayat'ın (Gupse Özay) gözünden kaçmamıştır ve şavaş zırhlılarını çoktan kuşanmıştır. Deniz'i gördüğü her fırsatta; "Deniz motoruu" nidaları eşliğinde seri laf sokmalara başlayan ve "abla", "teyze" diye seslenen Nurhayat'a karşı Deniz, bir süre tahammüllü davranıp onu sadece hayallerinde dövmektedir(!)..


Tabi herkesin bir dayanma raddesi olduğu gibi, Deniz'inde bir dayanma raddesi vardır ve Nurhayat bu raddenin sınırlarını çoktan aşmıştır... Beklenen olmuş, Nurhayat'ı şimdiye kadar sadece hayallerinde pataklayan Deniz, öcünü almıştır...

Deniz, birlikte olmalarının hayalini kurarken Nurhayat'la evleneceğini öğrendiği Rıza'ya tepki olarak şehri terk edip gitse de, aslında apartmandan ayrıldıktan birkaç saniye sonra düğünü terk etmiş olan Rıza'nın ona geldiğinden habersizdir...

Deniz ve Rıza bir süre böyle gel-gitli bir ilişki yaşasa da, sonunda Nurhayat belasından kurtulduklarında onlardan mutlusu da yoktu. Ama hem Servet, Gülistan ikilisi ve dolayısıyla dolduruşa gelen Şehmuz, hem de Deniz'in İzmir'den birkaç günlüğüne diye gelip, temelli kalmaya karar veren annesi Çiğdem (Hümeyra) ve babası Timur'un (Rutkay Aziz) bu birlikteliği tasvip etmeye niyetleri hiç yoktu. Aşıklar için yeni bir macera başlamış, Nurhayat'ın ardından üstesinden gelmeleri gereken bir kaç engel daha kalmıştır.

Nitekim yaşanan bin bir olay ve entrika sonrası Rıza ve Deniz'in aileleri artık evlenmelerine istemeyerek de olsa karşı değillerdir. Kocabaş'ların Deniz'i Rıza'ya istemek için geldikleri Alsancak'ların evinde Nurhayat ve Emir'in olay çıkartması ve her ikisinin de, Rıza ve Deniz'in tam tersi karakterlere sahip oluşu, "en azından, Deniz böyle değil, Rıza böyle değil"lere karışınca; hiç yoktan iyidir mantığıyla söz yüzükleri parmaklarına takılmıştır. 

Sırada nişan ve düğün vardır ama nişanı yapmak zorunda hisseden kız tarafının da, beş kuruş parası yoktur. Deniz'in de Servet ve Gülistan'dan daha her şeyin başında, nişan kıyafeti ve erkek bohçası konusunda çekmediği kalmamışsa da, aşkına hiç bir şey engel olamayacaktır...

Deniz karakterine, pek tabi ki Gülse Birsel hayat vermekte ve Avrupa Yakası'nda olduğu gibi kendisiyle de özellikle dış görünüşü noktasında çok çok fazla dalga geçmektedir. Bu nasıl özgüvendir dedirtecek cinsten tiratlar yazan Birsel; "kendimle dalga geçebilirim ama var mı bu vücudun taşıdığı beyinden başkasında" mesajını vermekten de asla geri durmaz tabi... Oyunculuğu da kesinlikle olağanüstü olan Birsel'in; Deniz'in sakin ve mazbut yanını birden haşin ve darmaduman edebilecek hale getirdiği o sahnelere bayılıyorum. Hele, Bora ve Orçun'a sık sık kullandığı; "Oğlum!"u söyleyiş tarzına hastayım... Avrupa Yakası ile ilk iki sezonda bir yarışa sokulan ve birçok kişi tarafından Avrupa Yakası'nın tadı olmadığı yönünde eleştirilere sahip olan Yalan Dünya'yı tam istenilen reytinglere ulaşamasa da, Kanal D'nin en fazla reklam geliri elde eden dizisi yapmayı başarmış kişidir; Gülse Birsel. Çoğu reklam veren, dizinin reytingine değil de ulaştığı kitleye önem veriyorsa; bu onun kaleminin ulaştığı kitlenin reklam veren için, reytingden daha değerli olduğunu göstermez mi?. Varın siz düşünün o kalemin mürekkebinden çıkan her harfin değerini... Zaten bu sebepledir ki, kanal bir daha ki sezonda Yalan Dünya'nın devam etmesi kararını aldı kısa süre önce. Elbette muallak da değildi bence bu konu kimse için ama yine de bu haber yüreklere soğuk su serpti...

Deniz'le başladık, diziye, reytinglere girdik ama karakterin ucu senariste, senaristin kalemi de dizinin kaderine etki edince böyle olması çok normal. Deniz'in yeri geldiğinde sakin yeri geldiğinde haşin tarafını seyretmekten duyduğum hazzı tekrar ederek yazımı sonlandırıyor ve yeniden soruyorum; Deniz ve Rıza ikilisinin, birbirine kavuşamaması, özlem duyması daha seyredilesi değil mi?..

---


Listemin üçüncü sırasındaki, Vasfiye bir sonraki yazımda.

Bekleyin..

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral

BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder