28 Ekim 2014 Salı

Ulan İstanbul: Asil Nevizadeler


Belanın bir türlü peşlerini bırakmadığı Nevizadeler, yeni bir güne uyandıklarında; her şey yine karman çorman bir tabloyu resmediyordu ama günün sonunda hepsinin üstesinden teker teker gelmeyi başardılar... Bu başarının sonunda ise yine bir kuşku ve endişe beklemekteydi herkesi... Ulan İstanbul, kendine yaraşır bir bölümle daha ekrandaydı anlayacağınız. Lafı daha fazla uzatmadan, on dokuzuncu bölümün  analizine başlayalım...

Diziyi geçtiğimiz bölüm, Sevilay'ı alt eden çetemizin buruk mutluluğu ve baskın yaptıkları pavyonda Yaren'in posterini gören Esra'nın oluşturması muhtemel kaosa selam çakarken bırakmıştık...

On dokuzuncu bölüm
Bahadır'ın kurduğu düzeneğin, aksaklık çıkartması sebebiyle Sevilay'dan istedikleri paranın sadece 200 bin'ini alan çetemiz buruk bir mutluluk yaşıyordu ama uzun zamandır ilk defa dertsiz bir güne uyandıkları için huzurluydular... Tabi bilmedikleri, biraz sonra öğreneceklerinin köşkün içerisinde yeni bir bomba etkisi yaratacağıydı. Nitekim eve gelen muhtar, bir televizyon kanalının kendileriyle ilgili belgesel çekmek istediğini, kendisinin de onların adına olur verdiğini söylemiştir... Bu belgeselciler, İstanbul'un köklü ailelerinin evlerine konuk oluyor ve yaşamlarını kayda alıyordur. Belgeselin moderatörlüğünü ise ünlü bir tarih profesörü olan Dülger yapmaktadır... -Evet, bu haftanın konuk ismi de böylece ortaya çıkmıştı... Dülger karakterine, şahane bir usta Yılmaz Gruda hayat verdi- Gazanfer Nevizade'yi yakından tanıyan Dülger, onun çocuklarıyla bir röportaj yapmak için can atıyordur... Bu can atma mevzusu altında yatan bir ironiyi de yazının ilerleyen bölümlerinde ayrıca irdeleyeceğim...  


Muhtar bizimkilerin telaşlanmasından oldukça kuşkulanmışken, elbette reddedemezlerdi bu röportaj teklifini... Zaten neler neler yaşadılar da üstesinden geldiler, bunu mu başaramayacaklardı?.. Muhtar gittikten sonra ise bir plan yapma vakti gelip çatmıştı... Malum Dülger, Gazanfer Nevizade ile ilgili neredeyse her şeyi biliyordur ve soracağı sorular karşısında çuvallamaları halinde, her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırmaları da kaçınılmazdır... Tabi bir de fotoğraf sorunu bulunmakta... Bu adam olur da, Gazanfer Nevizade ile çekildikleri bir fotoğraf görmek isterse; her şey daha da sarardı bazı şeylere... Bu da Dülger'in arşivini patlatmak gerektiğinin en önemli göstergesiydi. Ama bu sefer, geçenkilerden farklı olarak işin başında Bahadır olacaktır... 


Yanına aldığı Tuncer ile birlikte, öğrenci kılığında üniversiteye sızar ikilimiz. Bahadır bir peruk, Tuncer de kırlaşmış saçlarını gizlemek için bir bere takmıştır kafasına. İkilimiz olağan bir üniversite öğrencisinden oldukça farksızken; bir öğrenciden Dülger'in dersinin olduğu sınıfı öğrenip giderler oraya... Dülger, oldukça ateşli bir şekilde yanlış bilinen tarihi bazı olayların gerçeğini anlatmaktadır. Tam bu sırada da gözüne Bahadır takılır ve daha önce onu hiç dersinde görmediğini söyler... Bahadır ise onu her hafta derslerinde gördüğünü söyledikten sonra, ampulün gerçek mucidinin Edison değil de Nicola Tesla olduğunu dile getiren Dülger ona Nicola Tesla'nın kim olduğunu sorar. Zehir gibi çalışan aklı sayesinde Bahadır, Tesla ile ilgili tüm gerçekleri şakır şakır anlatır ve Dülger, ağzı kulaklarında oldukça tatmin olmuş bir şekilde tebrik eder onu. Bundan sonrasında da sıra, Tuncer onu oyalarken Bahadır'ın odasına girip fotoğraf aşırmasına gelmiştir...

Dersin hemen sonrasında çenesi düşük Tuncer, önce adamın cebinden odasının anahtarını alır ve sonra da saçma sapan sorularıyla kafasını ütülemeye başlar... Bu sırada anahtarı verdiği Bahadır ise odasına gidip bulur fotoğrafları. Ama hemen sonrasında Kandemir arar ve Gazanfer ile ilgili bilgileri de bulmasını ister. Bahadır oldukça telaşlanmışken, Tuncer'in bir boşluğundan yararlanan Dülger odasına gelip girer... Tuncer, "eyvah" moduna girmişken de arkasında Bahadır biter... Bahadır fotoğraflarla restorana gider ancak, Gazanfer ile ilgili hiçbir döküman bulamamıştır. Zira, gerekli dökümanlar Dülger'in evindedir ve bu durumda da onlar evde çekimdeyken, Tuncer ile ikisi Dülger'in evinde bu dökümanlardan bilgi sızdıracaktır... Tabi öncesinde, Gazanfer ve eşinin bir fotoğrafının içerisine Kandemir'in gençlik, kendilerinin de çocukluk fotoğrafını ekler bir yazılımla Bahadır...

Gelelim Şehriban'ların cephesine... Şu ana kadar onlardan bahsetmemek büyük bir boşluk doğurdu gerçekten içimde... Şehriban, güçten düşen Ceyhun için güç macunu yapmıştır ve zorla da yedirmeye çalışmaktadır. O yememek için  diretirken, tahmin edeceğiniz üzere Maşuka oldukça istekli bir şekilde macundan yemek istemektedir... Ah Maşuka... Normal zamanda dahi hormonların dört nala koşuyor, bir de onu yersen kim zaptetecek acaba seni!.. Ceyhun zorla bir kaşık yemiştir ama hala annesinin kendisine çocuk gibi davranmasından oldukça şikayetçidir. Devreye ise yine Maşuka girer ve ana kuzusu gibi olmamak için ayrı eve çıkmasının yerinde olacağını söyler. Hatta onun için ev aramaya dahi çıkar... Bekara evlerini kiraya vermek istemeyen ev sahiplerinin korkulu rüyası olduktan hemen sonra da bir ev bulur Ceyhun için. Garibim Şehriban her şeyden habersizken, Ceyhun evi Derya'ya göstermenin derdindedir... O sıra Ferdi ile cilveleşen Derya ise gelen bu telefonun ardından oldukça gerilir. Zira, Ferdi'nin şartelleri yine atmak üzeredir... Ceyhun'un yanına gittiğinde de malum haberi alır ve gerginlik tavana çıkar. Tabi sonrasında da yersiz bir şekilde, bunu Ferdi'den saklar... 

Esra cephesinde ise her şey kuşkular üzerinden ilerlemeye devam etmektedir. İki ay önce pavyon el değiştirdiği için, Yaren'in orada sahne alıp almadığını öğrenemez ve internet üzerinden de hiçbir bilgiye ulaşamaz. Bu durumda da öç alma hasretiyle yanar, yanar, yanar... 


Bizimkilerle yapacakları röportajın öncesinde, mahalleli ile onlarla ilgili bir çekim yapmaktadır belgeselciler... Tanıdık herkes Gazanfer Nevizade'nin büstünün önünde onlar hakkında iyi şeyler anlatırken, hepsinin arkasına tek tek ilişen Hayati'nin yapmak istediği bunun tam tersidir... Zira mikrofonu kaptıktan hemen sonra da, demediğini bırakmaz hem Gazanfer hem de Kandemir için... Bu söylemlerinin yayınlanmayacağını öğrendiğinde de açlık grevine girmeye karar verir. Tabi sadece kendisi girmeyecektir; kendisiyle birlikte karısı ve Gıyasettin'i de bu açlık grevine sürüklemiştir. Hemen sonrasında da Gazanfer Nevizade'nin büstünün önünde, açlık grevine girmiş; beklemektedir belgeselcileri kendilerini çeksinler diye...


Akşam olduğunda Dülger'in başını çektiği belgesel ekibi eve gelir. Bizimkiler grantuvalet bir şekilde onları karşılamış ve Dülger'i kendilerine hayran bırakmışken, Bahadır ve Tuncer de Dülger'in evinde Gazanfer ile ilgili tüm dökümanlara ulaşmıştır...


Şehriban, Fatma ile birlikte hazırladıkları bir tepsi böreği almış, Maşuka ile birlikte tam gitmek üzereyken Nevizade'lere; yanlarına Esra gelir. Dakikasında da, bizimkiler ile ilgili kuşkularını dile getirmeye başlar ama Maşuka ve Şehriban, ağzına tıkayıp lafları bizimkilere giderler...


Şimdi gelelim, yazının başında bahsettiğim ironiye... Dülger eve geldiğinde, Kandemir'e "sizi yıllarca aradım ama hiçbir iz bulamadım" dedi... Diziyi başından beri takip edenler hatırlayacaktır ki, -kurgulandığı üzere- Gazanfer'in yaşayan hiçbir akrabası bulunmamakta... Zaten tam da bundan sebep, kimsenin bilmediği bir üçüncü eş ve oğul uydurup konmadılar mı adamın malının mülkünün üzerine bizimkiler?.. Eee şimdi, bu adam var olmayan bir oğula, nasıl uzun yıllardır ulaşmaya çalışıyor olabilir?.. Yoksa bizimkilerin bilmediği üzere gerçekten Gazanfer'in hayatta bir oğlu mu bulunmaktadır?.. Varsa eğer, Dülger bunu söylediğinde bizimkiler neden hiç işkillenmediler?.. Sarf edilen bir cümlenin mahareti işte tüm bunlar... İroninin dibinden sıyrılıp, diziye dönelim...


Dülger bizimkilerin hali ve tavrından oldukça memnun kalmıştır ama sorulan her soru ile bizimkiler biraz daha gerilmektedir. Zira, Bahadır ve Tuncer cevapları kısa sürede bulmakta zorlanmaktadır. Lafları sakız gibi uzatıp uzatıp, onlar cevabı bulana kadar zaman kazanmaktayken bizimkiler, elbette hiçbir foya vermezler... Tam bu sırada da karnı hiç doymayan Tuncer, bir şeyler atıştırmaya mutfağa gider. Dülger de bizimkilere şansa(!), Gazanfer'in en sevdiği yemeğin ne olduğunu sormaktadır. Sevdiği yemeğe dair hiçbir şey bulamayan Bahadır, elinde dergilerle mutfağa gider... Derdi Tuncer'in yardım etmesini beklemektir ama kendisine sucuk kızartmaya çıkan Tuncer, mutfağı yanmakla yüz yüze getirmiştir!.. Bu sırada da, sucuk, su, viski söylemleri havada uçuşuyordur ve Kandemir'ler, Gazanfer'in en sevdiği yemek ve içecek listesini bunlar üzerine kurgulamaktadır... Dülger oldukça şaşırır ama inanır bu söylemlere, zaten hemen ardından da çekim sona erer... Bahadır ve Tuncer de muhtemel yangını dergilerle söndürmüştür... Yani tüm bilgiler de uçanzi... 




Belgeselciler ayrılmıştır ama Dülger hala evde ve bizimkilerin ne kadar asil bir aile olduğundan bahsetmektedir. Onları izleyen Şehriban'lara katılan Esra ise daha fazla dayanamaz ve posteri çıkartıp, "asil bir ailenin kızının pavyonda neden şarkıcılık yaptığını" sorar... Ama bu sırada kaçırdığı şey, Dülger'in bahsettiği Nevizade ailesinin her yıl düzenlediği musiki gecesinin varlığıdır... Poster ve Esra'nın söylemi sonrasında herkes donup kalmışken, Dülger'in söyledikleriyle durumu bağlar Kandemir... Orada geçtiğimiz yıl musiki konseri verdiklerini söyler ancak Esra, "pavyonda mı veriyorsunuz musiki konserini" diye deşmeye devam eder... Kandemir ise "oranın önceden bir gazino olduğunu, geleneklerine bağlı oldukları için de her sene musiki gecesini yine orada düzenlediklerini" söyler. Esra'nın daha fazla deşmemesi için de oldukça ateşli ve kızgın bir Nevizade çıkışı yapar... Bunun üzerine Dülger onlardan bu yıl musiki gecesini öne çekmesini istediklerinde, yeni bir bela baş göstermiştir... Esra'yı inandırmak için de bu gerekmektedir... Esra'yı Ceyhun evden çıkartır, Dülger de hemen sonrasında evden ayrılır... Bahadır'lar gelip evinin anahtarını versin diye Servet'e emanet etmişlerken onu, gelir Bahadır ve Tuncer... Hemen sonrasında da düşürmüş gibi yapıp Dülger'e anahtarı iade ederler.. Hayati ise yine istediği ilgiyi göremez ve elinde patlar grev planı... 


Ertesi günde pavyonu, musiki için hazırlamaya koyulur Karlos ve Ferdi ikilisi. Yaren'in belalısı Malatyalı ise bir adamına Karlos'u vurma emrini vermiş, üzerine salmıştır... Yani aynı gece içerisinde, bir sorun bitecek; sonra bir yenisine selam çakılacaktır...




Akşam olduğunda da herkes gelmeye başlar pavyona... Onur konuğu olan Şehriban'lar en ön masadan yerlerini almışken, biraz sonra bizimkilerin gösterisi başlar.. Kandemir şef, Karlos, Bahadır, Ferdi ve Derya korist, Yaren de solist olarak yerlerini almış, topluca ve şahane bir ziyafet sunmaktadır herkese... 




Şarkı bittiğinde, Esra çekip giderken; tam o sırada Malatyalı'nın adamı girer içeriye... Ceyhun ise onun belindeki silahı fark eder ve gergin bir ifade takınır yüzüne... Ferdi ve Derya çekim ekibinden kasetleri almış, dert bitti diye Yaren ve Kandemir de kuliste sevinirken; Karlos tuvalete gider, adam da peşine takılır haliyle... Karlos elini yıkarken adam içeri girer ve elini silahına götürür... Karlos'un sezmiş gibi hissettiren bakışları arasında da bölümün perdesi aşağıya iner...

Malatyalı derdi bitti zannederken, hapisten ağrı yeniden başladı onun diziye etkileri... Karlos'un, Ceyhun sayesinde vurulmaktan kurtulacağını düşünüyorum bu arada... Belinde silah olan bir adamı, Ceyhun'un oturduğu yerden attığı bakışla bırakacağını zannetmem. Peşine takılacaktır mutlaka... Tabi bu husumetin nedenini sorguladığında, adamın ne söyleyeceği ve söylediklerinin nelere gebe olacağı da ayrı bir kuşku durumu yaratıyor... Malatyalıdan bahsetmez ama Yaren ve Karlos'un aralarındaki ilişki sebebiyle vurmak istediğini söyleyebilir. Söylemez de işte, heyecan arıyorum ben kendime... Ulan İstanbul, yine kuşkuda bırakan bir sonla veda etti bizlere... Bazı noktalarından hikayeyi yakalamak mümkün ama tam olarak çıkışı bulmak zor. O yüzden yapacağımız şey, oturup haftaya neler olacağını merakla beklemek...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder