7 Ekim 2014 Salı

Ulan İstanbul: Mahmut virüsü


Geçtiğimiz bölüm, başlarına gelecekleri bilmeden kendilerini tiksinç gösteren çetemizin; bu bölüm kendi arkalarını toplamaya çalışacakları çok belliydi. Şimdiye kadar tüm yalanlarına sonuna kadar inanan Ceyhun'un, sırf Derya ile olan birlikteliklerinin bozulması sebebiyle birden onları güvenilmez ilan etmesi de büyük bir ironiydi. Sonuçta Doğan'ın kardeşinin yanına gittiklerinde, abisinin ne yapıp ettiğinden haberdar olmadığını söyleyen çocuğa inanmışlardı. Daha önceki birçok zorlama yalanlarına inandığı Nevizadeler'i, şimdi bu kadar sıkıştırmanın nedeni de bu yüzden sadece onlara inanmamak olamazdı. İnsan karşısındakine bir an bile olsa negatif duygu beslediğinde, onunla ilgili tüm olumsuzluklar derya olur akar önünde... İşte Ceyhun'da da o derya, bizim Derya'yı alamamasından kaynaklı akıyordu şiddetlice... 

Diziyi geçtiğimiz bölümde, Ceyhun'un elinde Doğan'ın dosyasıyla çetemizin kapısına dayanmış ve onları Doğan noktasında sorgulamaya hazır bir vaziyette bırakmıştık... Bölümün perdesi indiğinde, en az Bahadır kadar kitlenmiştik bizde... Bekledik tam bir hafta neler olacak diye...

On altıncı bölüm

Ceyhun'un ilk defa polis yüzünü gösterdiği Nevizadeler, büyük bir şoktayken; artık kurtuluşları yok gibiydi gerçeklerden... Ceyhun elinde Doğan'ın fotoğrafı "dayımız" dedikleri adamın, bir hırsız olduğunu söylemiş ve bunu bilip bilmediklerini sorguluyordu... Tabi bilmiyordu birkaç bölüm önce ona en sümüklüsünden ağlayarak veda ettiğimizi... Doğan ölüp gitmişti ama derdi bizim çetemizi almıştı anlayacağınız... Ferdi ve Kandemir dışında hepsi, dayıları olduklarını doğrularken; ikisi gerçekte akrabaları olmadığını söylüyordu ama Ceyhun da yemiyor gibi gözüküyordu... Önceleri daha büyük zorlamalar barındıran yalanlarına, koşulsuz inanan çakal polisimiz; bu sefer Derya'yı alamayacak oluşunun sinir harbiyle inanmıyordu onlara... Aşağıya inip Esra ile arabada konuşmaya başladıklarında da, bir bölüm boyu peşlerinden ayrılmayacaklarını öğrenmiştik... Tabi bu öyle bir takip ki, son ana kadar çetemizin tüm kritik yerleri ziyaretlerinde bir şekilde peşlerinde değillerdi... Bu da onlara Uğraş Güneş'in küçük bir kıyağıydı anlayacağınız... 


Ceyhun evden gittiğinde herkesin telaşı korkuya, korkuları da derhal kendilerini Şehriban'lara affettirme fikrine dönüşmüştü... Affettirmeliydiler bence de kendilerini onlara... Melek gibi insanların duygularıyla oynayın, üzerine bir de bin ton iğrençlikle kendinizden iyice soğutun!.. Yok öyle dünya... Bu biraz Şehriban'ın aforizması gibi oldu değil mi?.. Zira, bölümün sonuna kadar Şehriban'ın yaptıkları bu aforizmanın eseriydi... 


Sabah evden çıktığında yaptıkları karşılama seremonisine, "don yağı" misali tepki vermeksizin takılan Ceyhun'la işlerinin hiç kolay olmayacağının farkındaydı çetemiz ama bilmedikleri, bu seremoniden sonra Ceyhun'un her an peşlerinde onları takip edecek olduğuydu... Nitekim, onları restorana kadar takip etti Ceyhun ve Esra ikilisi.. Bizimkiler ise sahip çıktıkları kimsesiz çocukların, kaldığı surlar yıkılıp yerine rant, pardon apartman yapılacağı için artık kalacak yerleri olmadığından onlara bir şeyler ayarlamak istiyorlardı... Bunun ilk ayağı olarak çocukları restorana çağırdıklarında ise içlerinde en büyükleri olan Ali'nin artık onlarla birlikte takılmadığını öğrendi Karlos ve Ferdi... Nedenini sorduklarında ise gelen neden çok da şaşırtıcı değildi... Çocuk, kendisini uyuşturucuya alıştıranlar tarafından kurye yapılmıştı... Yaren ve Derya yanlarına Umay'ı almış kendilerini affettirmek için Şehriban'a, Karlos ve Ferdi de nerede kuryecilik yaptığını öğrendikleri Ali'nin peşine bir okula yola çıkmışlardı... Esra, Yaren'lerin; Ceyhun da Karlos'ların peşinden ayrı ayrı gitmekteydi şimdi de...


Yaren, Derya ve Umay üçlüsü dayanmışlardı Şehriban'ın kapısına... Ellerinde bir tepsi börek, geçen sefer yaptıkları içinde bir kendilerinin olmadığı yemeği affettirmekti dertleri... Tabi Umay'ın derdi de içine dert olduğu o kahve falı yalanı sebebiyle af dilemekti Şehriban'dan ama Şehriban, oldukça asabi bir hanımdı artık!.. Onları eve sokmadığı gibi, kapıyı da yüzlerine çarpmıştı... Bizim asabi hanım rol yapıyordu, bariz belliydi gözlerinden... Suratı beş karış takılıyordu ama gülüyordu işte o göz bebekleri... 



Karlos ve Ferdi ise Ali'nin kuryecilik yaptığı okulun önüne gitmiş ve müşteri gibi onu arayıp minibüse çağırmışlardır... Çocuk arabanın yanına geldiğinde ise ikilimiz onu arabanın arkasına bindirdi ve öğrendi her bir şeyi... Kutalmış adında bir adam Kolombiya'dan getirttiği her türlü uyuşturucuyu, -önce- bağımlısı yaptırdığı çocuklara sattırıyordu... İşte bu bölümün sosyal sorumluluk projesi de belli olmuştu... Malum artık çetemiz kahramanlığa soyundu... Bu da yine aynı şekilde, çocukları zehirleyen adamdan hınç almalarının bir yolu olacaktı... Ceyhun peşlerindeydi ama pek de sorgulamıyor gibiydi çetemizin, sokak çocuklarıyla ne alakası olduğunu... Durum aslında oldukça ironikti ama o Doğan'a odaklandığından, diğer olabilecek birçok ihtimali gözden kaçırıyordu...


Yaren'lerin başaramadığını başarma sırasıysa Bahadır'daydı ama o da başarılı olamamıştı... Şehriban gerçekten kızgın görünüyordu ve onu da suratına kapıyı çarparak uzaklaştırmıştı evden hunharca... Bahadır'ın taktikte tutmayınca iş, Karlos ve Ferdi'ye düşmüştü. Ellerinde süpürge, yer silme aparatları Şehriban'lara gidiyorlardı ki; Servet abi girdi devreye... Birçok sosyal mesaj veriyordu zaten ama yine en önemlilerinden birini vermişti şimdi de... Malum, bayramı kendilerine zevk hayvanlara işkenceye çeviren birkaç kendini bilmez nedeniyle, birçok iğrenç manzara ile karşı karşıya kalmıştık yine... Servet abi de onlara gönderme yapıyordu en güzelinden... En doğru ve olması gerektiği şekliyle değil de, bu iş için en vahşi ve kendini bilmez yolu seçenlere çok güzel giydirdiğin için teşekkürler Servet abi... 






Bu mükemmel konuşmanın ardından, gitmişlerdi Şehriban'a ve bu sefer onları içeriye almıştı bizimki... Evin dip bucak her yerini temizlerlerken, elinde çekirdek sağa sola saçan ve yattığı koltuk üzerinde keyfini bozmayan Şehriban yine bizi gülmekten öldürüyordu... Onlar temizliği bitirip, yumuşayıp yumuşamadığını görmek istediklerinde ise o ağlamaya başlamış; hala kırgın olduğundan bahsediyordu ki, onlar evden çıktıktan sonra basmasın mı kahkahayı!.. Yahu, ne olacak bu kadın... Herkesi kendine taptırmak mı acaba niyeti?..


Ailenin kendilerini affettirmesi için Kandemir'in de elini taşın altına koyması gerekiyordu ve akşam Maşuka ile yemeğe çıktılar... Diğerleri de, Kutalmış'ı ayartmak için bir gece kulübüne gidiyorlardı. Esra onları takip ederken -şansa!- kaybetmiştir izlerini ama Ceyhun, restoranın önündedir... Kandemir ve Maşuka'nın buluşuyor olması, onu haliyle oldukça şaşırtıyordu ama işin içinde Maşuka'nın olduğu hiçbir şeyin onu şaşırtmaması gerektiğini anlaması da çok uzun sürmemişti... Karlos'lar, Kutalmış'ı ayartmış, Kandemir de Maşuka'nın kafasına yedikleri bir şeyden ötürü öyle acayip davrandıklarını sokmuştu; gecenin sonunda ve Ceyhun'la Esra hiçbir şüpheli olaya tanıklık etmemişti bu zamana kadar... 



Sabah olduğundaysa, önce Şehriban'ı yedikleri şeyden ötürü acayip davrandıklarına ikna etmeleri gerekiyordu... Tabi kabak yine Shan Li'nin başına patlayacaktı. Onun yaptığı ördekteki, o meşhur "Mahmut" virüsü sebebiyle böyle olmuşlardı... Şehriban tabi önce inanmadı bu duruma... Ama daha çabuk zayıflamak için üç ayrı diyet yapan ve günde on beş porsiyondan fazla yemek yiyen! Fatma, bizimkilerin getirdiği Bahadır'ın içerisine ilaç kattığı kızarmış ördeğin tadına bakmaya gönüllü olmuştu. Önce birkaç parça almıştı ama bir sonra gördüğümüzde, Fatma ördeği götürmüştü... Ördeği yedikten sonra öksürmeye başlayan ve bizimkileri bir şey olacak diye telaşa düşüren Fatma, şimdi en az onlar kadar saçmalıyordu işte... Şehriban gördükleri karşısında artık inanmıştı bizimkilere ve hemen sarılıp kucaklaştılar, sevgi içerisinde... 


Şehriban meselesini hallettikten sonra sıra Kutalmış meselesindeydi... Kutalmış, eski bir kimya öğretmeni olan Hazım Berg'in yaptığı oldukça üst düzey uyuşturucuları almak için geliyordu şimdi, bizimkilerin ayarladığı bir apartmandaki sözde laboratuvara... Kimyacı ve Hazım Berg size ne çağrıştırdı?.. Evet, aynen Uğraş Güneş yine Breaking Bad'e selam çakmıştı... 


Kutalmış geliyordu da, bizimkilerin peşinde yine Ceyhun ve Esra vardı... Onlar içeride Doğan'ın olduğundan şüphelenirken, biraz sonra lüks bir jip içerisinde ellerinde bir çanta olan birkaç kolpa tip görmeleri durumu onlar için oldukça vehamet dolu yapıyordu... Operasyon yapacak kadar kuşkulanmışlardı hatta... Apartman değil de, sanki müstakil bir ev bu... Her gelen, içeride olan Nevizade'ler ile bağlantılı... Neyse, adamlar laboratuvara geldiklerinde, bizimkiler maviye boyadıkları akide şekerleriyle onları kandırmanın derdindeydi ama Kutalmış'ın da kullandırmadığı bir sürü hapa para verecek hali yoktu. Adamlarından biri bakmaya niyetliyken, oldukça telaşlanan Bahadır korkuyla, ellerine geçirdiği poşetlerle dışarı çıkmıştı ki; arabadan inmiş apartmana doğru ilerleyen Ceyhun ve Esra ikilisini görmenin şokuyla koştura koştura içeriye girdi. Ceyhun ve Esra ise löp diye buldukları dairenin kapısını kırarak içeri girdiğinde, karşılarındaki manzara onları bir hayli şaşırtmış; bölümün perdesi de aşağıya inivermişti...

Anlayacağınız, yine oldukça komik ve eğlenceli bir bölümle ekrana geldi Ulan İstanbul. Diziyi, bazı sebeplerle gece kayıttan izledim ve yine şükrettim, uzaktan yönetebildiğin bu kayıt eden cihazı üretenlere!.. Yoksa ne yapardım bilemiyorum... Analizi bir kenara bırak, Şehriban'ın o kahkahasını görmeden yapamazdım kesinlikle!.. Ulan İstanbul, şahane sosyal mesajları ve yine ayn şahanelikteki sahneleriyle, "kaçırmayın beni" diye bağırıyor... E biz de, elimizin altındaki her imkanı kullanmalı ve kaçırmamalıyız öyle değil mi?..

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder