4 Ekim 2017 Çarşamba

Dolunay: Evet demelisin Nazlı...


Biliyorsunuz dizilerde klâsiktir kötülerin her daim, iyilerinse yalnızca finalde kazanması. Her şey olup bittikten sonra zafer elde etmek sanki şahane bir şeymiş gibi, asla tanıklık edemeyeceğimiz o andan sonraki mutluluk için direnip izlediğimizle kalırız her birini. Yüzümüzde şapşal bir gülümseme, belki gözlerimizde birkaç damla yaş; "Paralel evrende şimdi mutlu mesut bir hayat sürecekler" yalanıyla avunuruz... Mâlum, gerçeklerin hayatlarımıza etkisinden hep korkmuşuzdur. "Salak gibi kırk bölüm seyrettim, son bölümün son beş dakikasında bir yüzümüz gülebildi" diyecek değiliz neticede. En güzeli, kendimizi kandırmamız... Dolunay'da da tıpkı böyle değil mi? Klâsik dizi çizgisinden gitmemesi için daha ne yapmamız gerek?

14. Bölüm



Neredeyse en başından beri Bulut meselesinin çözümü için, birbirlerini hiç tanımayan iki ana karakterimizin evlenmesi ve o dünyanın bir parçası olduktan sonra mutluluğu bulmak için savaşması gerektiğini savunuyorum. Yani, bu dizinin klâsik bir Türk dizisi olmak dışında bir şeyler vaat edebilmesini arzuluyordum. Oldu mu? Hayır. Tüm klişeleri dibine kadar kullanıp, yeğenini çok seven bir adamın onu geri almak için zerrece mücadele etmediğini gösterip, saçma sapan bir yalanı dev aynasında kocaman yapıp her şeyi kaosa sürüklemek daha cazip geldi senaristlerimize. O en başında bahsettiğim, 'kötülerin daima kazanması' mottosuna değinmiyorum bile... Peki ne oldu? Kısır bir döngüye hapsoldu dizi değil mi? Hep aynı şeyleri, sadece oluş şeklini değiştirerek sunmaya başladılar. Tıkandıklarını fark edince, o çok mühim yalanı patlattılar. Yetmedi, kadın baş karakterinin tüm hayâllerini yıkmaya giriştiler. Baktılar bunca mezalim dur durak bilmeyecek, en başında olması gerekene dönmeye karar verdiler. Ancak onca yaşananın ardından, aynı tadı verecek mi düşünmek yok tabi...


Nazlı ile Ferit, Bulut için evlenmeliydi. O küçük ve masum çocuğu biri katil, biri içten pazarlıklı iki ruh hastasının eline bırakmamak için akla gelen ilk yöntem bu olmalıydı. Hatta davayı ilk kaybettiklerinde, avukatların getirip de Ferit'e önerecekleri tek şey buydu. Hadi öncesinde yine dank etmedi diyelim... Ama yok, bu konu gündeme gelmesin diye resmen ilgisiz bir dayı portresi çizildi. Sözde yeğenini almak isteyen, yalnız bunun için parmağını dahi oynatmaya tenezzül etmeyen bir dayı. Eğer baştaki Ferit'i görmesek, o mücadeleci halini izlemesek tamam derdim de; bize sunulanla, yaptıkları bambaşka bir karakteri dayattılar onca hafta. Her şeyin dank etmesi için de on küsür hafta geçmesi gerekti. Nazlı'nın sakladığı yalanı öğrendi, yine en başında üzerine düşülmesi gereken o kazanın bir sabotaj olduğundan emin oldu; lap, "Benimle evlen Nazlı"... En başında olsaydı, Nazlı'nın evlilik teklifini kabul edeceğinden emin olabilirdim ama aradan geçen zamanda karakter öyle şeyler yaşadı ki, şuan ne cevap vereceğinden emin değilim...


Düşünebiliyor musunuz, çok sevdiğiniz yeğeniniz elinizden alınıyor ve onu alan adamın kirli işler çevirdiğinden de neredeyse eminsiniz ama bir-iki denemenin ardından, bir anda bırakıyorsunuz mücadelenizi. O geliyor uyduruk bir fotoğrafla çocuğun velayetini şak diye alıyor, siz yine sadece izlemekle yetiniyorsunuz. Bırakın gerçek yüzü anlaşılsın diye daha da bilenmeyi, pes ediyorsunuz. "Bu kötü adam!" diyorsunuz lâkin kötülüklerine ses çıkartmıyorsunuz. Şirketinize konuyor, hisseleriyle söz sahibi oluyor ama siz sadece izliyorsunuz... Ferit gibi bir karakterin yapacağı şeyler mi bunlar söyler misiniz? "Hayır" dediğinizi duyar gibiyim, peki neden böyle yaptılar bu adamı? Mantıklı tek bir izahatı var mı? Bence yok, olamaz da... 


Yaptığı tüm kötülükler yanına kâr kalan, şimdiye değin kaybettiği tek şey daha yeni ana rahmine düşmüş bebeği olan Hakan'ın yerinde olsam, yakar yıkarım bile ben o şirketi. "Benim olamıyor, kimselerin de olmasın" derim. Nasılsa ondan şüphelense bile herkes, kimse zahmet edip de gerçeği ortaya çıkartmak için didinmez. Sadece laf sokmak için malzeme olur. Hakan'ın yüzsüzlüğünü düşünürsek, bu da onun için zerrece sorun değil... Demet desen, ne istediği belli ne de yapmaya çalıştığı. Aklı, fikri aynı kocası gibi sadece kötülüğe çalışıyor ancak sorsan, dünyanın en iyi insanıyken ailesi tarafından dışlanmış bir masum olarak lanse eder kendisini. Yiyen de yiyor hani... Asuman'a kızıyor, öcünü Nazlı'dan alıyor. Ferit'e kızıyor, Bulut'u ondan kopartıyor... Bildiğin bir kaçak dövüşçü. Gerçek düşmanlarıyla mücadele edemeyecek kadar korkak, hep en sevdiklerine zarar verecek kadar da pişkin. Yani Hakan'la tam tencere-kapak. Umarım sapları da Deniz olmaz...


Mükemmel bir karakterin her geçen bölüm biraz daha mahvedilişini izliyoruz. Her hafta aynı şeyleri yazmak istemediğim için, tekrar etmeyeceğim ama Deniz böyle bir karakter olmayı hak etmiyordu. Keşke o yola hiç sapılmasaydı da, böylesine tatlı bir adamın kendisini heder edişine tanıklık etmeseydik. Aşkı için, kırmızı görmüş boğalar gibi önüne çıkan her şeye saldırmaya çok açık olması can sıkıcı. Hele şimdi Demet'le Hakan'ın gazına gelip de hisselerini devrederse, vay haline. Aşkı isterse göğün yedi kat üzerini aşsın, değmiş olur mu yaptığına?.. Gelin, bu karakteri daha da zıvanadan çıkmadan gerisin geriye döndürün. O çirkin pazarlığın dile getirilmesine dahi tahammül edemeyecek o adam olsun. Kimse için, karakterinden bu kadar çok ödün vermesin. Gerçekten hiç yakışmıyor...


Şimdi ne olacak? Hakan kazanın kendisiyle olan bağından yeniden sıyrılmış oldu. Elbette Ferit buna hiç ikna olmadı ama en doğru yola sapıp, ilk iş olarak Bulut'u elinden kurtarmak için Nazlı'ya evlilik teklif etti. Bir yerde ona kendisini affettirmek adına da fırsat verdi. Bulut'u kurtarmak için bu topa girme cesaretini göstermesi gerekir ama yukarıda da yazdığım gibi, şimdi ne karar vereceğinden emin değilim. Sanki çok çok suçluluk psikolojisinden evet dermiş gibi, o da nasıl bir mutluluğu hazırlar sonrasında muâllak. Göreceğiz artık... Ne yazık ki umduğum gibi bir bölüm izlemedik. O kadar tatminkâr fragmanların ardından, resmen öylece kalakaldık. Çok iyi fragmanlar çıkması da, bir sorun tabi. O da netleşmiş oldu. Zira izlediğinde tüm heyecanın fragmanda gördüklerinle sınırlı olması kötü bir his bırakıyor gerisinde. Ne diyelim, gelecek bölümlere kısmet. Lütfen artık klişelerden biraz sıyrılın da, güzelim diziyi keyif alarak izleyelim...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder