2 Ocak 2018 Salı

Dolunay: Veda vakti...


Bir diziyi izlemeye başladığınızda, hele de sevdiğiniz isimler varsa kadroda beklentiniz ister istemez çok yüksek oluyor. Karşınızdaki işin ne kadar iyi olduğu, o oyuncuların kariyerinde nasıl bir sıçrama tahtası olacağını da gözler önüne sermekte zira. Kimse beğendiği oyuncunun ekran ömrü kısa bir işte yer almasını istemez. Pek tabii ne kadar uzun soluklu olursa olsun, kariyerine ivme katmayan işlerden birinde yer almasını da istemez. Yani aslında ikisinin de sonucu aynı yere çıkıyor; iyi performans şarttır ama iyi senaryo ve iyi reji her şeydir. Çünkü ikisinden biri tökezlemeye başladı mı, dönülmez akşamın ufkuna savrulmanız çok da uzun sürmüyor...



26. Bölüm -Final-


Esasen günümüz sektör şartlarında Dolunay'ın 26 bölüm ekranda kalabilmesi gerçek bir başarıdır. Son birkaç bölüm haricinde hep iyi reytingler aldığı da ayrıca ortada. Lâkin, o son birkaç bölümde kriz iyi yönetilemediği için bugün final yorumu yazdığım da bir gerçek. Yani söylendiği gibi, en başında dizinin 26 bölüm olarak plânlandığını hiç düşünmüyorum. Gayet de gittiği yere kadar götürme plânı söz konusuydu ancak, hem kanal hem de senaristler el ele verdi diziyi bu noktaya getirdi. İki tarafı da içtenlikle(?!) kutlarım gerçekten... Onun dışında oyuncularımızın birine dahi kusur bulmam imkansız. Hakeza, yönetmenimize de... Neyse, finale gelelim... Bir şanssızlık söz konusu oldu, final yılbaşı gecesine denk geldi. Ondan sebep, izlediğimiz şeyin dizinin gerçek dünyasından bir nebze kopup konser havasında geçmesine kulp takmayacağım. Ama bu süreci hazırlayan gidiş yoluna değinmezsem olmaz...


Hatırlarsanız geçtiğimiz bölümün sonunda Hakan, Nazlı'yı rehin almış ve öldürmekle tehdit etmekteydi. O sırada tüm cevvalliğiyle Ferit'in silaha atılması ise şaşırtıcı değildi. Ardından duyduğumuz bir el silah sesi de... Hakan öyle kolay pes edecek biri olsa, zaten bunca kötülüğü en başında yapmazdı. O tetiğe basmayacak olsa, gelip de Nazlı'yı rehin almazdı... Biz silah sesinden sonra kim vuruldu acaba diye merak edip teoriler yürütürken son bölümün başında gördük ki, aslında hayâl görmüşüz. Silah sesi falan yokmuş sahnede, Ferit meğersem bir yumruk darbesiyle Hakan'ı savuşturmuş ve o da ses etmeden teslim olmayı kabullenmiş... Oldu mu şimdi gerçekten? Tamam, bölüm yılbaşına tekabül ettiğinden krizsiz toparlamak istediniz ama bizim onca bölümlük diziye eşliğimize ihanet değil mi bu? Yayınlanan sahneyi revize etmek yerine, zaman atlamasıyla çözüm bulamaz mıydınız? En azından o silahtan çıkan kurşunu, masanın üzerindeki vazoya isabet ettirmek çok mu zor olurdu? Ne denir bilemedim...


Hakan'ın bu sonu hak ettiği bir gerçek. Gidiş yolundan zerrece hoşlanmamış olsam da, sonuçtan memnunum. Ölmesini istemezdim, insan yaptıklarının bedelini ödemeden ölmemeli. Bu dünyanın meselesi, yine bu dünyada çözülmeli çünkü... Demet'in de tutuklanması keza, hak edilmiş bir son. Deniz'le son sahnesindeki haline üzüldüğümü de söyleyemem. Akıllanmış mıdır? Açıkçası hiç sanmıyorum. Kardeşinin Hakan tarafından öldürüldüğünü öğrendikten sonra da 'yalan' bir korkuyla hayatına normal bir şekilde devam edebilmişti mâlum... Necip Memili ve Alara Bozbey'e ise emekleri için teşekkürler. İlk bölümden itibaren, harikulade performanslar izlettiler bize...


Hak edilmiş mutlu sona ulaştıkları için elbette ben de mutluyum. Aslında son dönemeçte o kadar çok lüzumsuz kriz atlattılar ki, ayrılmamış olmaları bir mucize bana göre. En başından beri dediğim şeyi yineleyeceğim, Nazlı ile Ferit daha beşinci bölüme gelmeden evlenmeliydi aslında. Başlarından geçen her olay da, en başta formaliteden yaptıkları evliliklerini daha da güçlendirmeliydi. Yanlış bir yol izlendi ve bunun ceremesini sadece Nazlı ile Ferit çekmedi, sırf üzerine kalan miras yüzünden Hakan ve Demet'in velayetini almaya çok yaklaştığı Bulut da çekti. Kendi çektiklerimizden bahsetmiyorum dahi... Son kertede, artık ikisi de birbirlerini sevdiklerini özgürce dile getirebildikleri noktadalar. Ne ara yaptılar anlamadım ama bir de bebekleri olacak. Demet gözaltına alındıktan sonra zaman atlaması oldu da ben mi kaçırdım diye bir daha izledim o kısmı ancak yok, sadece manzara akmış hatırladığım gibi. Bebekleri leyleklerin getirdiği masalı doğru galiba... Şimdi, artık dört kişilik bir aile olduklarını biliyoruz. Sonrası, bizim için artık bir bilinmezlik... Özge Gürel ve Can Yaman'a emekleri için teşekkürler. Diziyi bu zamana kadar izlediysem sebebi, onların performansıydı. Yeni yapımlarda en kısa sürede görmek dileğiyle... O tatlılar tatlısı Alihan Türkdemir'in de emeklerine teşekkürler. Ekranda izlemekten zevk aldığım birkaç çocuk oyuncudan birisi, onu da en kısa sürede yeni bir projede görmek isterim...


Deniz'le ilgili en başından beri o kadar çok fikir değiştirdim ki, bir yerden sonra nötr kalmanın daha uygun olacağına kanaat getirdim. Zira duygu olarak bir inip bir çıkmanın beni vardıracağı tek yol, tansiyon hastalığıydı. Mükemmel bir karakter yaratıp, baş erkek karakterle yarıştırma eğilimi sergilenmeseydi aslında tüm bunlar da yaşanmazdı. Onu soktukları rekabet, hem mükemmel karakterini törpüledi hem de çok kere kendimizi ona kızarken bulmamızı sağladı. Kızmalarımızı hak etti mi? Kesinlikle. Lâkin sonradan karakteri ilk zamanlardaki haline döndürme nezaketini gösterdiler şükür... Alya ile arkadaş kalıp, Asuman ile aşk yaşamaya başlaması da karaktere yaptıkları için kesilen cezaydı bence... Şaka bir yana, Asuman'la ikisinin güzel bir uyum yakaladığını düşünüyorum. Hatta tencere-kapak deyimi çok daha doğru olur. Onlar birlikte, Alya da nişanlısıyla bir ömür mutlu olsunlar başka ne diyeyim... Hakan Kurtaş, İlayda Akdoğan ve Türkü Turan'a da emekleri için teşekkürler... 


Dizinin şüphesiz en sempatik ikilisiydi onlar. Son zamanlarda bir tanesine çokça kızmış olsam da, fikrim ilk bölümden beri hiç değişmedi. Evet, Fatoş ve Tarık'tan bahsediyorum. Benim için en uygun ikili de en başından beri onlardı. Fatoş'un bu kadar kör olup, Tarık'ın ilgisini fark etmemesi kadar saçmaydı; Engin'e tutulması. Şükür ki sonu hüsran olmadı, hâlâ tam olarak Tarık'ı hak ediyor mu şüpheliyim lâkin evlilik teklifinin ondan gelmesi güzeldi. İki çatlak, bir ömür mutlu sürdüreceklerdir eminim hayatlarını... Fatoş'la başladığı aşk macerasını Manami ile sonlandıran Engin ise en doğrusunu yaptı. Hoşlantılar her zaman gelip geçicidir, insan ait olmadığı bir ruha hiçbir zaman sonsuza dek yoldaşlık edemez çünkü... Onlar da Japonya'ya taşınır herhalde. Mâlum Manami oldukça dişli bir kadın, Engin'i bunun için ikna etmesi dakika sürmez gibi gelmekte... Öznur Serçeler, Berk Yaygın, Balamir Emren ve Ayumi Takano'ya da emekleri için sonsuz teşekkürler...

Performansları hatırına bunca zaman takip ettim Dolunay'ı ve o performanslara bir kez daha teşekkür etmek isterim... Ayrıca Çağrı Bayrak'ın reji dilini de övmezsem olmaz. İşin kurgu kısmı ara sıra sorun çıkartıyordu belki ancak onun kurduğu dünyayı izlemek çok keyifliydi. Emekleri için teşekkürler ona da... Elbette senaristlerimize de emekleri için teşekkürler. Bir sonraki işlerinde biraz daha özenirler diliyorum... 

Ve veda vakti... Güle güle Dolunay, bize unutulmaz karakterler kazandırdın. Hayatlarının bundan sonrasını sürdürecekleri paralel evrende, onlara çok iyi bak olur mu? Hoşça kal...

Beklenen Kral

3 yorum :

  1. Hakan Kurtaş'ı keşfettiğim dizi oldu. Umarım başrol oynar artık.

    YanıtlaSil
  2. Fikirlerimiz nerdeyse ayni lakin Fatoş ile Tarık kısmınl hiç ama hiç yakiştırmadım. İlk bölümden Manami Tarik ile olsun istedim Fatoş ile ise Engin��

    YanıtlaSil
  3. Bu arada bebeği 22 bölümde yaptılar���������� leylek falan yok��

    YanıtlaSil