22 Kasım 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Daimi mutluluk...


20. bölümde vedalaştığımız, açıkçası zamanında çokça kızdığım ve bana diziyi dokuz bölüm boyunca düzenli izlemeyi de bıraktıran bir ikili Aksel Bonfil ile Hakan Bonomo. Daha sonra ben açıklarımı kapattım, onlar gitti ve üzerlerine de tam tamına altı kez senaryo ekibi değişti. İkinci sezona geldiğimizde, tüm Kirazcanların dilinde aynı şey vardı; "Keşke onlar gelse"... Ve geçtiğimiz hafta öğrendik ki dizinin yeniden senaristleri onlar oldu. Ama artık bazı şeyler için de çok geçti... Olsun, özlem giderdik. En önemlisi de, onlar devam etse nasıl bir yerde olurduk; onu gördük...

58. Bölüm


Öykü ve Ayaz arasındaki -yersiz- gerilimin nasıl uç noktalara taşındığını, bu bölümün ikinci fragmanını gördüğümüzde anlamıştık. Tahmin ettiğimiz gibi, boşanma davasının altından Önem çıkmıştı ama bir kere ipler gerilince düzelmesi de zaman aldı. Ayaz, kendisiyle alâkası olmadığını söylediğinde Öykü'nün daha ılıman yaklaşmasını beklerdim. Ama o Önem'e olan hıncını da Ayaz'dan çıkarttı. 


Aslında 'durumu eşitledi' olarak yaklaşalım. Önem ve Meral evlerinde yatıya kaldığında, onlara ses edemeyen Ayaz da hıncını Öykü'den çıkartmıştı. En az onun kadar yersiz olan bu durum, karakterlerimizi eşit hatalı kıldı. Her ikisini de, koskocaman bir aşkla çepeçevre sarılıyken böylesi kolay pes ettikleri için esefle tebrik(!) ediyorum...


Gerilimin sorumlusu Önem olunca, ikisini barıştırmak da ona düştü haliyle. Bunun yolu öncelikle özür dilemekten geçiyordu. Meral sayesinde hazırladığı sürprizle, ikisinden de özür dileme imkanını buldu. Yetmedi, barıştırdı da. Önem'in iyi olmayı seçmesi, kötü kalmayı seçmesinden daha zor. Önce Ayaz, ardından da Mehmet'in etkili konuşmasıyla acı gerçeklerle yüzleşmese halen aynı durumda olurdu...


Öykü'nün attığı Atlantist adımı da gayet yerindeydi. O şirket sadece Ayaz'la ilişkisine değil, diziye de olumsuz etki etti. Bu sezonki tüm gerilimlerin, hatta Naz ile tanışmamızın sebebi o oldu. Bundan daha fena bir şey olabilir mi?. İlk bölümlerde Öykü'nün mücadele etmesi gerektiğine inanmıştım ama o çabayla birlikte birçok şeyi kaybedebileceğini göremedim. İyi ki, Naz'a şirketi devretmeye karar verdi. İyi ki, kendi ayakları üzerinde sıfırdan başlayarak durmaya cesaret etti. Bu yolda en büyük destekçisi olan Şeyma'nın, artık her zaman yanında olacağını da biliyoruz. Şimdi kendini daha iyi ve güçlü ispat edebilecek. Zamanı geldiğinde, Önem'e de nal toplatacak. Yani geçmişin acısını çıkartacak. En güzeli!..


Tabi daha da güzeli, gelen minik Dinçer olacak. Öykü -finallerin o acı sürprizlerinden biri yaşanmazsa- hamile... Mutlu ve umutlu. Daima güçlü ve Ayaz'la birlikte bir ömür aşk dolu...




Eski mahalleye geri dönme fikri aklımın bir köşesine yatmadı. Mâlum sezona başladığımızda, kentsel dönüşüm için mahallenin yıkılacağı söylenmişti. Ortada böyle bir sorun vardı ama o sorun, keyifli bir bovling turnuvası izlememizi sağladı. Mahalledeki boş dükkanı tutmak için gereken parayı kazanmanın keyifli bir yolu oldu bu. "Sensiz yapamıyorum Ayaz'ım" da üzerine iyi geldi. Öykü'nün zoraki söylediği bu söz, biliyoruz ki tamamen içinden geçenlerdi...




Kızlar ve erkekler arasındaki çekişme, geçtiğimiz hafta başladı ve olabildiğince renkli bir boyuta evrildi. Ayaz'lar köfte arabasının yanında soda ile efkar dağıtırken, kızların evde keyiflerine diyecek olmayışı; Testere serisine yeni bir halka ekledi. Emre, İlker ve Ayaz'ın gerçekten korkutucu olduğunu itiraf etmeliyim. 





Tabi acısı çıkmadan da olmaz bu durumun. İlker'in çocuğuna, arkadaşlarıyla huşu içerisinde bakacağını düşündüğü anda başlarına gelenler şahaneydi. Ayaz'ın kazağına b*klu bezinin yapışması, Emre'nin Sibel'in sütünü içmesi, bunu öğrenince ağzındaki sütü Mete'nin yüzüne püskürtmesi ve bebeğin İlker'in suratına işemesi... Dördü de, çok güzel bedeller ödedi...


Kızlar-Erkekler çekişmesinin öne çıkan ismi ise Olcay oldu. Şimdiye kadar karakteri doğru şekilde kullanılamayan ve hep entrikaların içerisine itilen olarak; eğer bu iki bölümde olduğu gibi kurgulansaydı en başında, şimdi fenomen bile olmuştu. Bu da senaryonun ona acı sürprizi... Dilerim, payı olan herkes karakteri harcadığı için pişmandır...


Mete ve Naz takıntısı... Şeyma bu bölüm elinden geleni yaptı lâkin, başarılı olamadı. Paylaşılamayan erkek olarak Mete'nin seçilmesi ironik tabi. O an evin yanından güzel bir kız geçse, meyletme ihtimali çok yüksekti çünkü. Ondan sadakât beklemek yersiz. Şeyma bunu bir türlü öğrenemedi. Naz da anlayıp terk edecektir günün birinde. Ve o zaman Mete akıllanır da Şeyma'yı asla üzmeyecek şekilde bir evlenme teklifi ederse ne âlâ. Yok etmezse, beter olsun... 


İlker ve Sibel de sonunda barıştı!. Sonunda diyorum, çünkü gerçekten çok uzadı. Köfteci mevzusu ayrı bir renk kattı tamam ama o devam etsin diye de, gerilimlerden gerilimlere sürüklendik durduk. Bakalım köfteci ile restoranı birleştirip de farklı bir şey yapacaklar mı?..


İlk sezonun, ilk bölümünden beri hem para hem de aşk mevzusunda şanssız; Emre. Burcu ile başladıkları aşk, önüne hep para engeli çıkarttı. Burcu'nun para ile olan ilişkisi törpülenmedikçe de sürdü, gitti. Emre'nin taksi maceraları iyi hoştu da, o da aslında ziyan edilen karakterlerden birisi. Burcu biraz olsun akıllanmışa benziyor. Bakalım, para mevzusunda da şansı gülecek mi...


Bülent-Meral, Önem-Mehmet... Dizinin ana karakterlerinin varoluş sebepleri... Onların mutluluğu da bu yüzden çok önemli. Mehmet'e ilk geldiği zamanlarda, Önem'e daima kızdık. Bülent'in tam karakterine uygun Meral dururken, başta Önem'de ne bulduğunu hiç anlamadık. Her şey şimdi tam da eksenindeyken, onların mutluluğu evlatlarının daimi mutluluğuna dönüşsün. Bakalım, nasıl olacak bu güzelliğin sonu...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder