1 Mart 2018 Perşembe

Börü: İlk bakış


Çok da sevdiğim bir tür olduğunu söyleyemem, askeri dramaların. Özellikle de Türk yapımı olduğunda, kullanılan dil sebebiyle ister istemez uzaklaşıyorum. Zira esas noktanın dışına çıkıldığını, bir şeylerin arkasına saklanıldığını görmek canımı sıkıyor. Tam da bundan sebep, Dağ serisini de izlemedim. Buna ön yargı diyebilirsiniz belki ama şuan izlemediğime pişman olduğumu not düşmekten kıvanç duyarım. Ne de güzelmiş hamasetten uzak diyaloglara sahip bir askeri dizi izlemek. Börü ile galiba bu yapımlara yaklaşımım tümü ile değişecek...

Geçmiş defterleri dökme vakti geldiyse demek...


"Şimdi böyle diyorsun da yirmi küsür hafta Söz neden izledin?" diyebilirsiniz. O tamamen Tolga Sarıtaş'ın hatırına giriştiğim bir işti. Zaten onda da bir yere kadar misafir olabildim, sonra ister istemez bırakmak zorunda kaldım izlemeyi. Normalde izlemeyi bıraksam da dizilerin tekrarlarına bakarım, arada hakkında videolar falan izlerim ama Söz'e onu dahi yapmıyorum. Zira ilk bölümlerde olmadığı kadar yoğun kullanılan 'hamaset' dilinden daralıyorum... Börü'ye de aynı şekilde yaklaşmaya açıktım. Farklı olaylar çevresinde dönüp, aynı şeyleri izleyeceğimizi düşünüyordum. Lâkin ilk tanıtımı izledikten sonra fikrim olabildiğince değişti. Özellikle üslup tam da aradığım gibiydi. Sonra ikinci tanıtım ve ardından gelen önizleme beni benden aldı diyebilirim. Ve hiç düşünmeden oturup ilk bölümü keyifle izledim...

Kemik kadro


Dizinin kemik kadrosu Ahu Türkpençe (Asena), Serkan Çayoğlu (Kaya), Murat Arkın (Kemal), Mesut Akusta (İrfan), Emir Benderlioğlu (Turan), Fırat Doğruoğlu (Behçet), Ahmet Pınar (Barbaros), Can Nergis (Tolga), Armağan Oğuz (Ayı Murat), Ozan Ağaç (Baran), Bedii Akın (Ömer), Gürol Tonbul (Turgut) ve Tan Altay'dan (Tan) oluşmakta. Dağ filminin yapımcısı Alper Çağlar, Börü'nün de hem senaryosunu yazıyor hem de yönetmen koltuğunda oturuyor. Ve işini mükemmel yaptığını çok da geç olmadan yazmak isterim...

Önizlemesi ile yıktı geçti, bölümle nasıl sarsmasın?


Geçtiğimiz hafta çarşamba akşamı saat tam sekizde yayınlanan ve dört küsür reyting alan dört dakikalık önizleme sahnesi ile açılan bölüm, bize time daha sonradan dahil olacak Kaya'nın bu yola neden saptığını gösteren travmatik bir başlangıç yaptı. Cani Reina saldırısını iliklerimize kadar hissettiğimiz bu aksın ardındansa, jenerik girdi. Sonunda Mustafa Kemal Atatürk'e selam çakan jenerik klibine ayrı, müziğine ayrı bayıldım. Bölüm başladıktan sonra da aksiyondan bir dakika dahi kopmadık. "Su gibi akıyor" tabiri, deyim yerindeyse bölümde hayat bulmuştu. Hiç sıkılmadan 70 dakikalık bölümü keyifle izledim ve sürse daha da izlerdim... E bünye alışık değil, bu kadar kısa süren bir dizi izlemeye. Yüz elli dakikadan aşağısını kabullenemiyor beyin haliyle... Tabii bu kadar beğenince, işin üzücü kısmı gün gibi yüzüne çarpıveriyor. Ne yazık ki Börü, yalnızca altı bölüm yayınlanacak ve finalini de beyaz perdede yapacak... Eğer siz de şuan benim gibi bir an bileklerinizi kesmeye meyletmediyseniz, yazıya geri dönelim derim...



Geçmişe ışık tutmak o kadar kolay mı?


Fethullahçı Terör Örgütü diye anılan ve geçtiğimiz yıllarda bir darbe girişimi de gerçekleştiren 'gruba' yönelik bir dizi olduğunu daha ilk tanıtımından vurguladığı için, ne izleyeceğimizi az çok biliyorduk. Özellikle Mustafa Kemal Atatürk ile olan anlaşılmaz sorunlarına dair güzel göndermeler yapılması da bölüm hakkındaki pozitif algımı oldukça yükseltti, kabul ediyorum... Bu örgütün zamanında devletin her kademesine sızması, sızdıkları her köşeyi kendi adamlarıyla doldurmak istemesi ve karşılarına çıkan herkesi bin bir kumpasla yok etmeye çalışması noktasında, yakın tarihimize odaklı gerçekçi bir çok sahne izleyecek olmak güzel olacak. Hangi yollardan geçtiğimizi görmek noktasında özellikle de... Börü'yü bu anlamda ayrı anlamlı buluyorum. Ama şahsen, ne kadar ileri gidebileceklerini de merak etmiyor değilim. Sırf bunu merakımdan dahi diziyi/filmi sonuna kadar izleyebilirim...

Kumpaslara yaklaşım


Karakterlerimize gelirsek; çokça eğlendiren de oldu, düşündüren de. Ama kötü anlamda bir düşünmeden bahsetmiyorum. O dönemin eli kolu bağlılığında, bir iç hesaplaşmayla örülü sürecin karakterlerin üzerindeki etkisini görmek ilginç geldi. Haber izleyen birisi değilim, belki de şuan bu kadar yakından tanıklık etmek böyle hissettirdi. Özel timin kurucuları 'Üç Başkan'dan biri olan İrfan'ın başına gelenler tam da o kumpaslara selam çakıyor zira. İçinden çıkılmaz karanlığını aydınlatmak ve onu aklamak için ne gibi bir mücadele verileceği önemli. O dönemin suçsuzken tutuklanan üst düzey askeri yetkililerinin neler yaşadıklarına şahitlik etmek noktasında özellikle de. Gerçeklikten sapılacağını düşünmediğim için bu gerekliliği ekstra vurgulama ihtiyacı ise hissetmiyorum... Mesut Akusta'nın performansı her zamanki gibi oldukça başarılıydı. Söz konusu terör örgütünün Atatürk'e olan yaklaşımına dair söylemlerinde, karakteri gözümde biraz daha büyüdü...

Karakterlere bakış...


En sevdiğin karakter kim oldu diye sorarsanız, sanırım herkesin vereceği ismi yazarım; Turan!.. Tam bir trol. Özünde de, gösterdiği kişiliğinde de farklı bir yan aramaya çalışmak yersiz. Elbette içinde ne gibi acılar olduğuna değinildiğinde, belki yüreğimizi çokça sızlatacak ama o zamana kadar kendisine sadece gülmeyi düşünüyorum. Emir Benderlioğlu'nu ise tebrik ederim... Kaya, bölümün başındaki gece kulübü saldırısıyla hayatı değişen ve birden kendini askeri okulda bulan ve okulu da birincilikle bitirmiş başarılı bir 'çömez'. Turan'ın kendisiyle çokça uğraştığını görüyoruz şimdilik ama o gece yaşadıklarını öğrendiğinde muhtemelen tavrı değişecektir. Kaybının ardından bambaşka biri olmaya karar veren Kaya'nın başından geçecek olayları da ayrıca ilgiyle izleyeceğim. Serkan Çayoğlu karakterini üzerine cuk diye oturtmuş, her rolün üstesinden gelebileceğini de böylece kanıtlamış. Tebrik ederim... En sevdiğim üçüncü karakterse, Kemal'di. Esasında Harvard'da doktora yapmış bir bilim insanı olan Kemal, tamamen gönüllülük esasıyla görev almakta timde. Bizatihi, timin akıl hocası da diyebiliriz ve her sahnesi farklı bir duyguya büründürüyor. Bunun en önemli sebeplerinden birisi de Murat Arkın'ın bakışlarında, babası değerli Cüneyt Arkın'ın saklı olması. Kendisini de tebrik ederim...


Asena'ya gözünü kırpmadan canını emanet edebilirsin, gözlerinde öyle bir güven saklı. Ahu Türkpençe'nin oyunculuğunu zaten çok beğenirim ve burada da üzerine düşeni layıkıyla yaptığını düşünüyorum... Kendisine, "Ayı Murat" denilmesinden çokça hoşlanan Murat'ın ilk bakışta itici gelen kişiliğini sevmek için birkaç dakikalık sahne yetti de arttı. Armağan Oğuz iyi iş çıkartmış... Barbaros'da ise anlamlandıramadığım bir sahicilik var. Sanki herkes bir yerlere gitse de o kalacak ve görevi ne gerektiriyorsa onu yapmaktan bir saniye çekinmeyecek gibi. Elbette diğer karakterlerimizde bu yok demiyorum ama Barbaros'da daha çok var. Ahmet Pınar'ı ilk kez izliyorum ve performansına hayran kaldım... Baran, Tolga, Ömer, Tan ilerleyen bölümlerde daha yakından tanıdıkça üzerine konuşmak gerektiğini düşündüğüm karakterler olmuş. Behçet ise özellikle ev yaşantısıyla ilgimi çokça cezbetti. Titiz bir eşi var belli de, sanki acıklı bir hikâye de saklı o evin duvarlarında. Bilemedim. Fırat Doğruoğlu'nu da performansından ötürü tebrik ederim...

Bitirirken...


Vereceği gerçekçi mesajlarla yakın geleceğimize ışık tutacak olması bir yana, diziyi izlerken etkisinde kaldığınız şeylerin başında kesinlikle çekim kalitesi ve müzikler gelmekte. Alper Çağlar o dünyanın içerisine bizi sokmak için elinden geleni yapmış ve bunu da başarmış. Sürüyü koruyan ama onlardan uzakta olmak zorunda kalan kurtların hikâyesini altı bölüm boyunca fire vermeden izleteceğini oldukça güçlü bir şekilde hissettirdi yani... Börü, altmış-yetmiş dakika bandında olacak deyim yerindeyse hap gibi yutacağımız bölümleriyle bittiğinde bir yanımızda büyük bir eksiklik hissettirecek. Televizyonun karmaşık düzeni için de ilaç olur dilerim. Bir bakmışsınız, bittiğinde bir şeyleri kökünden değiştirmiş. Neden olmasın?..

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Bence börüden sonra dağ serisinide izlersinizz��

    YanıtlaSil