27 Ekim 2014 Pazartesi

Kiraz Mevsimi: Şeyma ve Önem'in kaybedişleri


Geçtiğimiz bölüm analizinin başlığı, "Öykü'nün kaybedişleri" idi. Bu bölümde ise Öykü'ye kaybettirenlerin, kaybedişlerini gördüğümüzden; başlık sadece isim değiştirdi... Kiraz Mevsimi her ne kadar romantik komedi olsa bile, rüzgarın üflediği havanın birilerini her zaman mutsuzluğa uçurduğu bir dizi. Dün akşam yayınlanan bölümde de bir sürü küskünlük, ayrılık ve -bir yerde- aldatılmaya tanıklık ettik. Rüzgar bu sefer de acımasız davrandı ama ilk defa sadece Öykü'ye değil, herkese duvarlar ördü. Daha fazla uzatmadan, dizinin on altıncı bölümünün analizine başlayalım derim...

Diziyi geçtiğimiz bölüm, Önem'in değiştirdiği karakterinin yaptırdığı -kendince- iyilikte bırakmıştık. Kameraların önünde Öykü'yü kibri uğruna rezil etmişti ama finalde en büyük golü yiyen, kendisi olmuştu. Öykü'ye, ilk etapta kucak açan ise Derin'di... Ona hemen sonrasında iş teklif etti ve bu anı gören Ayaz'ın, "Öykü" söylemiyle de bölümün perdesi aşağıya inmişti...

On altıncı bölüm



Aslında, bu bölümün o sahneden başlayacağını zannediyordum ama öyle olmadı. Gayet eğlenceli bir sahneyle başladı bölüm. Şeyma ve Önem haricindeki tüm önemli karakterlerin dahil olduğu bir kahvaltı masasının etrafındaydı herkes... Ev sahibi, Şeyma'dan hiç bahsetmeden; "tüm borçlarını sildiğini" söyleyip, Öykü'lerin yeniden eve taşınmasına izin vermişti ve kahvaltıda da herkes olağanca büyük bir mutlulukla bunu kutluyordu. Uzun zamandır ilk defa Öykü, Meral ve Cem mutluydu. Onların mutluluğu ise geri kalan herkesin mutlu olmasını sağlıyordu. Ev sahibinden konu açılıp da, tüm borçları sildiğini söylemesi aslında Öykü'yü kuşkulandırıyordu ama aklına gelen isim Şeyma değil de, Ayaz olmuştu. Onu mutfağa çekip bir sürü gurur pozu verdiğinde, anlamıştım bu pozların bir olaya bağlanacağını da böylesine büyük bir trajediye döneceğini tahmin etmemiştim... Öykü, en başından beri bir gurur abidesi tamam ancak Ayaz'a bu yönüyle yaklaştığında, bana yersiz geliyor davranışları. "Bu adam senin için yapmadığını bırakmadı zaten, evin kirasını ödemiş olması mı çok farklı bir şey yaptığını resmederdi? O olmasa, defilen dahi olmayacaktı. Neden o zaman yapmadın, gururunu?.." diye sorası geliyor insanın haliyle. Ama işte annesinin kızı, Meral'den böyle görmüş yapacak bir şey yok elbette. Bu kahvaltıya eden an ise basın toplantısının televizyonda gösterildiği sahneydi. Herkesin birden yüzü düştü ama hemen sonrasında Öykü'nün hüznünü bir kenara bıraktığını görmeleri, değiştirtmişti ifadelerini. Bu kahvaltının sonunda da herkes evden mutlulukla ayrıldı...



Şeyma ise bunalımdaydı. Mete'nin hayatındaki tek kadın olduğu ve elbet geri döneceği safsatalarıyla kendini kandıramıyordu zira artık. Bir gün önce yaptığı saçma oyun ise onu daha hızlı kaybetmesine sebep olacaktı. Olcay'ın komşusu, Mete'nin de üniversiteden arkadaşı olan Gizem'e kek yapıp gitmeye karar verdi. Böylece, dün gece ile ilgili bilgi alabilecek ve Mete hakkında ağzını yoklayacaktı. Kızın dairesine elinde kekle çıktığında ise her şeyin düşündüğünün tam tersi olduğunu anlaması uzun sürmedi. Kız, Mete ile arkadaş olduklarını ve sabaha kadar dertleştiklerini söylediğinde Şeyma'nın içine resmen su serpilmişti ama hemen sonrasında ekranda, Önem'in yaptıklarını izlemesi üzmüştü onu şaşırdığım ölçüde. Bunun ardından Olcay'dan detayları öğrenip, kendisini suçlayarak özür dilemeye Öykü'lere gitti. Tam apartmanın kapısındaysa Mete ile karşılaştı ama beklediği bir ilgi ve karşılaşma sevinci görmedi. Tabi bir de parmağında, aldığı yüzüğü göremeyen Mete iyice birlikteliğin kurtulmasından umudu kesmişti. Posta koyup, yanından çekip gitti. Şeyma o moral bozukluğuyla yukarı çıktığında ise posta koyma sırası, Öykü ve Meral'deydi... Öykü'nün gözlerinde üzerinden büyük bir yük kalktığı gözükürken, Şeyma'nın gözlerinde büyük bir üzüntü ve pişmanlık gizliydi...


Önem cephesinde var olan gerginlik ise bir yokluk hissine dönmüş gibiydi. Çok iyi niyetli ve kimsenin hakkını yemeyen bir kadın olarak tanıdığımız Önem'in, böyle tam zıttı bir karaktere dönüşmesini yadırgıyorum aslında. Bunun sebebinin bağlandığı nokta da, malum ki Bülent'in Meral'e -karşı hissettiği- ilgisi. Aslında bizim gördüğümüz pencereden de, durum pek farklı değil ama Öykü'nün günahı neydi bilinmez... Bülent tüm bu olanların ardından her şeyi bitirmek için Önem'e geldiğinde, belki de hislerinde ne kadar haklı olduğunu görüyordu Önem. Bülent ayrılmak istediğini söylediğinde de, başka hiçbir şey demeden; yardımcısından Bülent'e kapıya kadar eşlik etmesini istemişti. Önem'de sezilen bir duygu yoğunluğu var ama bu aşk acısı mı, pişmanlık mı ya da her şeyin mahvolmasına duyduğu üzüntü mü anlaşılmıyor gerçekten. Hep bir, "mi acaba?" bırakıyor bakışları... Sergilediği birbirinden tutarsız davranışlar ise üzerine tuz biber ekiyor haliyle...


Şeyma ve Önem'în safları sürekli düşerken, bölümün bir diğer eğlenceli sahnelerine gidelim derim... Defilede yaşananlardan sonra Önem, Derin dışında kimsenin kendisine iş vermeyeceğinden emindir ve teklifini kesin kez kabul etmeye niyetlidir. Öncesinde, Ayaz'ı haberdar edip içine kurt düşürmeyi de ihmal etmemiştir tabi. Cep telefonu kullanmayan Derin ise Öykü'ye bir ormanlık alanda buluşmayı teklif etmiştir. Ayaz'a "beni dağa kaldıracak değil ya" dedikten birkaç saat sonra, Öykü'nün düştüğü durum insanı gülmemek için oldukça zorluyordu... Öykü'ye ormandaki sapsız meşe ağacının önünü buluşma yeri olarak tarif eden Derin, nasıl ütopik bir karakter olduğunu da resmediyordu tabi. Öykü ise sapsız meşe ağacı arıyordu garibim ama bilmeden(!) doğru ağacın önüne gelmişti. Hemen arkasından ise Derin geldi ve işe kabul aşamasından sonra başladılar yürümeye. Öykü'nün derdi şartları öğrenmekti ama Derin, büründüğü ütopik kimliğin ironileriyle örülü konuşmalarından soyutlanıp pek bir şey anlatmıyordu. Yanında zaman geçirdikçe, neler yapması gerektiğini öğrenecekti sözde... Bir de, adam fotoğrafçı ama fotoğraf çekmeye de karşı. Bir ara aklıma, Çocuklar Duymasın'daki Mustafa Ali karakteri geldi; hani şu her şeye karşı olan. Daha sonra da o karakterin Mandıra Filozofu diye bir filmi çekilmişti ve bence Derin de böyle bir filmin konusu olabilir gerçekten. 



İçine düşen kurt dağları bayırları bir hamlede aşacak kadar güçlenmişken, Ayaz'ın eline telefonu alıp Öykü'yü araması kaçınılmazdı elbette. Ama sorun şuydu ki, dağlık alanda telefon çekmiyordu... Bir türlü konuşmayı başaramayınca da, Ayaz'ın atlayıp ormana gitmesi şaşırtmadı kimseyi. Bu şaşırtmamıştı ama yürüyüş sırasında ayağı burkulan ve Derin'in bileğine masaj yaptığı Öykü'yü koskoca İstanbul'un ormanlarında şıp diye bulması gerçekten şaşırtmıştı... Koskoca İstanbul'un ormanları demişken, aslında ne kadar ormanlık alan kaldı ki?.. Bak, tam şuan şaşırmam da sona erdi... Tevekkeli değil, adam eliyle koymuş gibi buldu. Aman iyi de oldu, birkaç gökdelen-inşaat türü çoğaltılabilir- dikilmeden orayı da belki son kez görmüş olduk!.. Attığım taşlardan sonra, gelelim Ayaz'ın maharetli ellerine!.. "Ben iyileştiririm" diye, kaslı elleriyle kavradığında bileği; belliydi bir sakatlığın Öykü'yü beklediği... Nitekim, "kırt" ettirip incitti kızın bileğini... Tabi daha sonra gönlünü almayı da ihmal etmeyecekti...




Şeyma-Mete ve Önem-Bülent derken, şimdi soğuk rüzgarlarda sıra Burcu-Emre ikilisindeydi. Mutlu mesut birkaç sahnenin hemen ardından, Şeyma'nın yanına gittiğini söylemesi gerektiğine inanan Emre; anlatmıştı olanları. Tabi, tam da beklediği bir tepkiyle karşılaştı ve Şeyma'nın onu kullandığını düşünen -ki haklı- Burcu, harlı bir tartışmanın ardından oradan çekip gitti... Kendisini affettirmeliydi Burcu'ya ama bu affettirme planının içerisine Sibel ve İlker'i dahil ettiğinde, arasına kara kedi giren çift sayısında durdurulamayan bir artış daha gerçekleşmişti... Zira Emre, İlker'den kızdırdığında Sibel'den nasıl af dilediğine dair tüyolar almak isteyince; İlker de başladı anlatmaya bir anısını... Anlatıyordu ama Sibel'în yüzü şekilden şekle giriyordu... Bu affettirme anısı sona erdiğinde ise anlamıştık ki, anlattığı bu anı Sibel'în içerisinde olmadığı bir ilişkinin kalıntısıydı... Sibel sinirden küplere binmiş ve şimdilik duvar örülü çift sayısı dörde yükselmişti... 




Daha sonra Emre'nin kendini affettirmek için hazırladığı İlker'lerin mekana gelen Burcu, önce yumuşar ama biraz sonra telefonu çalan Emre'yi arayanın Şeyma olduğunu öğrenince, daha ağır bir tavır takınıp gider oradan... Emre arkasından, şaşkın ve gergin bakışını atmayı ihmal etmez tabi... Şeyma'nın aramasına bir gerekçe bulamadım bu arada... Orası biraz zorlama mıydı ne?.. Ne yani adamdan, iki kilo havuç, üç kilo un mu isteyecekti; kek yapacağım diye, tam o sırada evde Mete için sürprize hazırlanan Şeyma?.. Neise...



Kızın ayağını haşat eden Ayaz, evine götürmüş ilgileniyordu onunla bebekler gibi. Biraz sonra iyi gelsin diye yapıp da getirdiği, kelle paça çorbasını saymazsak tabi. Öykü, onu içmeme inadını kazanmışken, birlikte film izlemeye başlamışlardı... Ama Öykü, filmde yer alan boksör hikayesinden esinle bir rüyaya çoktan dalmıştı... Bu rüya sahnesi, okunmaktan çok izlenesi... O yüzden video kanalından ya da doğrudan aşağıda yer alan videodan izleyebilirsiniz bu sahneyi...





Öykü, çalan telefonunun sesiyle rüyadan uyanır ve hemen sonrasında da ikilimiz, aşk içerisinde veda öpüşmelerine başlar... Her şey yine güllük gülistanlıktır ikilimiz arasında ta ki, ertesi gün Öykü için Ayaz iş ayarlayana kadar... Sabah evde, Burcu ile dedikodu yaparken ikili telefonu çalar Öykü'nün ve arayan modaevi sahibi ona iş teklif eder... Hem istediği işe dönecek olmanın sevinci hem de Ayaz hoşlanmadığı için, Derin'in aralarında tartışma konusu olmayacak oluşunun mutluluğuyla Öykü kabul eder bu işi ve gider hemen modaevine... Tabi modaevinde herkes kendisine oldukça mesafelidir ve sürekli arkasından dedikodu yapmaktadırlar... En sonunda içlerinden birisi, oraya torpille geldiğini yumurtlar... Patrona, kimin torpiliyle geldiğini sormaya gittiği sırada ise ofisinin önünde konuşmasına tanıklık eder... Adam, Ayaz'la konuşuyor ve kimsenin çalışmak istemediği Öykü'yü, onun hatrı olmasa bir dakika bile orada tutmayacağından bahsediyordur... Tüm bunların hüznü ve siniriyle Öykü, oradan çeker gider...



Emre ile olanlardan sonra Burcu'nun Şeyma'yla yaptığı konuşma, belli etmese bile Şeyma'yı oldukça gerer. Olcay'la planladıkları üzere, ilişkisini kurtaracaktır ve hemen eve akşam için yemek hazırlamaya gider... Mete'ye ise akşam evde onu beklediğine dair bir mesaj çeker... Çeker çekmesine ama bu mesajı, Mete değil o sırada iş yerine abisiyle Şeyma ile ilgili konuşmaya giden ama Mete'nin, Şeyma bir kenara eski arkadaşı Gizem'le flört ettiğini duyunca oldukça şaşıran Burcu görecektir. Burcu tüm bunların üzerine Şeyma ile ilgili konuşmaya gerek görmediği gibi Mete'nin telefonunu alıp kıza onun ağzından mesaj atmaya çıkar. Tabi bu sırada da Şeyma'nın attığı mesaj gelir. "Akşam evimizde bekliyorum" yazan bu mesajı silip; Gizem'i akşam eve oturmaya davet eder... Attığı bu mesajı da abisine gösterip, ikilinin buluşmasına ayaklık etmesini garantilemiş olur. 



Mete, Gizem'le birlikte eve gittiğinde ise Şeyma'nın hazırladığı masayı, Burcu'nun hazırladığını zannedip üzerinde durmaz... Kenarda üzgün bir vaziyette onları izleyen Şeyma ise birazdan, bambaşka bir manzaraya tanıklık edecektir... Gizem bu sürpriz karşısında oldukça duygulanmışken, Mete'nin yanına gidip yekvücut olmaları bizim kızı buhrana sokar... Elindekini düşürdüğünde de, Mete onu fark eder... 


Öykü oldukça kızgın ve atarlı bir vaziyette iş yerine gelip, bölümün başında mesajı verilen patlamayı gerçekleştirir... Kendisine iş bulan Ayaz'a, sırf Derin'le birlikte çalışmasın diye böyle yaptığını söyleyip, onu bencillikle suçlar ve tüm çalışanların gözleri önünde "peşimden sakın gelme!" diye haykırıp oradan çıkar... Ayaz hüzne boğulurken, tam bu sırada Sibel'in özür dilemesi için ikna ettiği Önem arar Öykü'yü ve yine özür dilemek yerine saçmalayıp, ona işe dönmesini söyler... Zaten atarı tavan yapmış Öykü, ona da bir dizi laf sokar ve telefonu suratına kapar... Önem'in bu yaptığı karşısında Sibel oldukça sinirlenmişken, onun da Öykü'yü savunmasına hiddetlenen Önem; Bülent'e yaptığı gibi ona da kapıyı gösterir... Şeyma'dan sonra çevresindeki herkesi kaybeden ikinci isim olan Önem, hemen Olcay'ı eve çağırır ve defile gecesiyle ilgili aksaklıkların kimin başının altından çıktığını sorar... Malumun ilanı Şeyma olduğunu teyit ettikten sonra, Olcay'a onu aramasını ve ertesi gün modaevine getirmesini öğütler... 



Öykü ise daha önce yanından ayrıldığını söylediği Derin'in ofisinin önündedir... Kapıyı çalar ve Derin açtığında, iş teklifinin hala geçerli olup olmadığını sorar... Hemen ardından uzun bakışmalar ve bölümün perdesi de aşağıya akar...

Bölümün sonunda, birlikte olan tüm çiftler ayrı düştü okuduğunuz üzere... Tüm bu olanların sonunda, en büyük kaybı yaşan Önem ve Şeyma olmuşken, Önem'in Şeyma'yı modaevine çağırmasının altında kesinlikle bir bit yeniği bulunmakta. Muhtemelen tüm olanlardan sonra, vazgeçilmez bir kötü kadın figürü olmaya adım atacak kendisi... Umarım yanlış anlamışımdır ama Şeyma'yla olan başka ne işi olabilir ki?.. Onu her şeyi mahvettiği için azarlamayı bir iş olarak görmeyeceğine göre, kumpaslar da kumpaslar bekliyor kesin bizi... Burcu-Emre ikilisi barışacaktır. Sibel-İlker cephesinde de çapkınlık sıradanlaştığından, ikili birbiriyle uzun süre küs kalmaz... Öykü-Ayaz ikilisi ise bir sonraki bölümün fragmanında gördüğümüz üzere zaten barışacaklar ama Bülent'in gönül macerasında Önem'in yeri son bulmuşken, kaydığı tarafın Meral'in kalbine dokunduğu bir gerçek... Bakalım ilerleyen haftalarda ikilinin arasında, neler gerçekleşecek...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

3 yorum :

  1. Urfalıyam Ezelden, Gönül İşleri ve Galip Derviş yorumları ne zaman gelecek acaba? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Urfalıyam Ezelden ve Galip Derviş ile ilgili yazılar kaleme aldım aslında. O kadar çok yapım var ki, hangi birine yer vereceğimi şaşırıyorum haliyle. Gönül İşleri'ne hiç bakamadım bu arada. Sadece bölüm özetlerini okuduğum için hakkında bilgim var o kadar. Ama Urfalıyam Ezelden'i bir dahaki bölümle birlikte toparlamayı düşünüyorum. Galip Derviş noktasında da, gerçekten ütopik bir maceraya atılırsa analiz yazmaya karar verdim. Pazar günkü biraz zorlama geldi bana zira. :)

      Sevgiler...

      Sil
  2. öykü ayaza aşık değil. sadece adamın aşkından etkilendi ve -seranattan sonra söylediği gibi- kaybetmemek için adım attı. meteye olan aşkı da bitmemişti. o yüzden duyguları yalpalıyor, ayazı azarlıyor, herkesin yardımını alıyor ama ayaza yüz çeviriyor. ayazın burnu sürte sürte bir hal oldu, nerde ilk bölümlerdeki profil? şarkılar güzel. ama medcezirde kullanılan ümit yaşar ın aynı şiirini kullanmasalar iyi olurdu. başka şiirlerine baksalardı keşke. pişti oldular, hoş olmadı. her dizi şiirin başka dizesini ele alırsa şiir ezberlenecek:)

    YanıtlaSil