19 Nisan 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Yettin Mete!


Mete'nin bin bir saçmalığına katlanmak zorunda kaldığımız bir bölümdü demek hiç de zor olmaz, dün akşam için. Aklı beş karış havada, ne istediğini bilmeyen, sırf Ayaz'a zarar verme arzusundan ötürü, Öykü'ye dadanan bencil adamın biri. Mete böyle değildi ama bundan sonra böyle olmasına alışmak zorundayız gibi... Her ne kadar kabullenmesi zor olsa da, artık dönüşü olmayan bir kötülük yolunda kendisi...

Geçtiğimiz hafta diziyi, Beril insanının Ayaz'ı zor durumda bırakması ve sözleşmeyi imzalatarak; istediğine kavuşması anında bırakmıştık. Öykü sırf o sözleşme sebebiyle dizide rol almaya devam edebilecekti ama Beril insanı, bunu saklı tutmak için hiç de direnmeyecekti...

41. Bölüm
Ayaz senin duygularınlan oynuyor kuzum..

Benim, benim Öykü'nün?..

Benim duygularımlan oynamak ha!

Al sana hayın Ayaz!.

Ama şaka baptımmm!

Dizinin çekimleri henüz başlamak üzereyken, Öykü'nün yanına gidip de olan biten her şeyi bir bir anlatması, Beril'in en başta nasıl güvenilmez birisi olduğunu gösteriyor ama bununla da kalmayıp, Ayaz'a göz koyma raddesine kayması biraz fazla oldu bence. Bu sahnelerde benim genel olarak anlamadığım şeyse, Öykü'nün Beril'e bilenmek yerine, Ayaz'a bilenmesi ve öç almak için mücadele vermesiydi. Yahu adam senin için gitmiş sözleşme imzalamış, kadın da bunu sana açıkça söyledi. Tamam kızabilirsin de öç alma gayreti neden?.. Hele şekerden şişe yerine gerçek şişeyi aldığı sahnede güçlü bir "yuh!" çektim. Bu kadarı gerçekten fazlaydı. Tabi bu sahne, haftanın başından beri Ayaz'ın kafasının neden bandajlı olduğu sorusunun cevabı oldu. Beril'in Ayaz için vereceği mücadele devam edecek gibi uzunca bir süre ve bunu izlerken tırnaklarımızdan başlayıp, parmak, el ve kol üçlüsünü de yiyebiliriz sanıyorum... 

Bir oradasın, bir burada. İşte bütün meselem bu biliyon mu Şeyma?

Beril kötü emellerine elbette ulaşamaz, o cepte. Peki ya Mete?.. Geçtiğimiz bölüm herkesin çokça merak ettiği bir konuydu Mete'nin nasıl karakola girebildiği. Bu büyük bir boşluktu ama bu bölümde de o boşluk devam edip durdu... Polislerin çıkıp da Şeyma'dan şikayetini geri aldıktan sonra, iftira suçu işlediğine dair bir işlem yapmaması da başka bir sorun. Malum ki TCK'da, suç isnat etmek de bir suçtur-suç uydurma suçu-. Mete malum ballı, sanırım ondan yırttı. Bu Ayaz'ın eline koz olarak verilse gelecek bölüm bomba olurdu ya, o da olmaz işte...

Öykü'ye şöyle karizmatik bakış atayim, belki bir ihtimal...

Şeyma'nın çaresizliğinden beslenen, Ayaz'ın yoksunluğa düşmesini uman ve Öykü'yü kendinin olacak sanan bir Mete... Ne oldu da böyle oldu, nasıl bir yola saptı; inanın çıkarım yapamıyorum. Gördüğüm her sahnede daha fazla ayar olmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. İlginç ve tiksinç bir karakter olarak, adını altın harflerle yazdırdı diziye... 

Ağlıyorsam, acım var demektir...

Şeyma'yı ise şahsen ben artık sevmek istiyorum ve bu bölümde onu izlediğimiz her sahnede böyle düşünmeye ittim kendimi. Her ne kadar birkaç mimik, ifade yakalamış olsam da,  en azından bundan sonra onun kötü olmaması gerektiğini düşünüyorum. Hadi şimdilik Mete'nin zoruyla iyilik yaptı. Bundan sonrasında kendi isteğiyle iyi olmayı seçsin. Bu bölüm gördük ki, iyi biri olduğunda silik bir karaktere dönüşmüyor. Gayet de dişli olabiliyor. 

Bütün ahali toplandık, toplandık, toplandık!

Ah tabi dişli demişken Önem'e de değinmeli... Ben onun Öykü'yü hiçbir şey olmamış gibi yeniden sevmeye başlamasına açıkçası biraz yabancı kaldım. Evet, biz de hiçbir şeyden memnun olmuyoruz ama bu biraz keskin bir dönüş oldu bence. Hani en azından bir süre daha yakınlaşmalarını izleyebilirdik. Nikahtaki keramet, bu olsa gerek...

Ben Öyküsan...

Size hizmet edecek...

Önce başınıza...

Sonra omuzlarınıza...

Ve ellerinize masaj yapacak...

Ama yemek beklemeyin, beceriksizim!

Öpüjük mü? O benim işim... ;)

Tabi sadece bunlar yoktu bölümde. Çok da güzel sahneler izledik... Her ne kadar Ayaz'ın kafasını yardıktan sonra çok pişman olup özürler dilese de, bunun yetmeyeceğini savunan Burcu sayesinde, bambaşka bir kombinin içerisinde izledik çiftimizi dün gece... Geyşa kılığına bürünen Öykü'nün, Ayaz'a gösterdiği ihtimam pek hoştu. Tabi pişirmeden önce sohbet ettiği ördeği bir de yakmayaydı iyiydi. Hem bir can boşa gitmiş oldu hem de çiftimiz bu romantik ortamda pizza yemek zorunda kaldı. Ama iki aşık gönül yan yanayken, ne yendiğinin de pek önemi yoktur aslında. O yüzden bu anların romantik kareleri ve klasik olduğu üzere bir öpüjük yanımıza kar oluverdi... 

Dünyaları yedin Çakiye!

Üzerine de tava yemişin çok mu?

Değil diyorsun, anladım...

Onlar onsuz mutlu mesut yaşarken, Çakiye Necmiye ise bu sefer Meral'in ömrünü yemeye meyletmişti... Çakiye'nin ömür törpüsü hallerine hastayım malum ama Meral'e de üzüldüm. Öykü ve Ayaz'ın evli olmadan aynı evde yaşamaları meselesini o kadar dramatize etti ki, herhalde yerinde kim olsa hiddetlenirdi. Nitekim gece kalkıp da baskına gittiklerinde, hiç de ummadıkları şeyler oldu. Özellikle de Necmiye'nin bir kaç ton yıldız saydığı bu anların galibi ise şüphesiz ki Öykü'dü... Sessiz sedasız eve girmeye çalışırsan, elbette yersin kafana tavayı Necmiye!. Hem pardon ola ki bastın ikilimizi ne geçecekti eline söyle?.. 

Şunu şuraya iteleyim, geçer nasılsa birinin eline...

Necmiye'nin ise elinde bir koz var malum dün gece itibariyle... Beril'in Ayaz'ın evine arsızlıkla gelip de koltuğa kolyeyi sıkıştırmasının ucunun ona dokunması biraz sakıncalı oldu. Artık kanırtır da kanırtır durumu...

Ne kadan da çirkinsin.

Ah GTA 5'in mobil versiyonu sanmıştım...

Nayır, değilmiş!..

Ver telefonumu, onu kaç paraya aldım biliyon mu sen?

Senin telefonuna mu kaldım ben!

-Ne yazık ki bu paragrafta yine Mete'den bahsedeceğim.- Ayaz'ı köşeye sıkıştırmak ve Öykü'yü elde edebilmek için elinden gelen her saçmalığı sergileme mücadelesi veren Mete, koz olarak Önem'i aldı eline... Mehmet'in atölyesinde çıkan yangının sorumlusu olduğunu kendi ağzıyla söyletti ve bu anları da kameraya çekti. Bunu kullanmak için çok da beklemeyeceği kesindi ve nitekim, eğlenmek için toplandıkları mekanda; hem Önem'i hapse göndermek hem Öykü'nün kariyerini -başlamadan- bitirmek hem de tüm bunların mutsuzluğunu yaşamakla karşı karşıya bırakmakla tehdit etti Ayaz'ı ve bu anların şaşkınlığıyla bölümün perdesi de aşağıya indi. 


Mete'nin tehdidini güçlendiren unsur, kamu davası meselesi. Zira Ayaz ve Mehmet şikayetçi olmasa bile, savcılık tarafından bu dava açılır ve sonu ne olur bilinmez. Mete için işlemeyen adli düzen, Önem için işlenirse hakikaten bozulurum ben. En azından onun da eline böyle bir koz verilmeli ki, Mete attığı adımın bir metre önüne yaklaşamasın. Yoksa çiftimizi ayrılık rüzgarları bekliyor gibi... Beril konusunda ise Mete ile iş birliği noktasında henüz bir adım atılmadı ama o da olur sanıyorum. Zira Mete'nin reddedişi o an, akılsızca bir hamle yapmamak içindi. Bu saatten sonra yalancı çobanlığı kesinleştiğinden, onunla da iş birliğine girişecektir. Yalancı çoban demişken, ey ahali gerçekten çok safsınız. Mete'nin iyi olabilme ihtimaline tutunmanızı anlarım da, buna körü körü bir an için olsa bile inanmanız yersizdi. Hele sen Öykü, şu saf hallerinden artık kurtul rica edeceğim... Gelecek bölüm fragmanıyla ilgili de pek yazacak bir şey yok açıkçası. Fazlaca belirsiz bir fragman, ikinci fragmanda çözeriz sanıyorum meseleyi. Ola ki çözemedik, gelecek bölüm her şeyin ilacı. Bekleyelim görelim...

Beklenen Kral

---

Twitter'da bahsettiğim o Ayaz fotosu... Tam yumruk attığı anda yakaladığım bir kare, trip atar gibi çıkmış ama pek tabi şirin de. Aman, "Karizmasını çizdin!" diye gelmeyin üzerime... 

Çok datluyum...

1 yorum :

  1. Çok güldüm ya ellerine sağlık :) O bahsettiğin Ayaz fotoğrafı süper. :) Tekrardan emeğine sağlık...

    YanıtlaSil