26 Eylül 2014 Cuma

Kocamın Ailesi: Evlat acısı


Kıyaslanabilecek hiçbir acının belki de yerini dolduramayacak tek şeydir, evlat acısı. Varlığını, yaşama sebebini her türlü yolla kaybetmek; kaybolma, kaçırılma, ölüm... İçinden çıkılmaz duygulara sevk eder bunu yaşayanları. Verilecek mücadelenin adı, katıksız acı olur bundan sonra... Neşeyle başında toplandığımız ekran karşısında, bir komedi dizisinin hikayesinin üzerine oturduğu nokta da bu aslında... Kocamın Ailesi, kaybolan bir çocuğun hikayesiyle başladı. Uzun yıllar sonrasına döndüğümüzde ise o çocuk hala bulunamamıştı...


Ailenin üyelerinin ortak paydası, artık evlat acısıydı... 25 yıl önce hamile annesinin elinden kurtulan Engin'in aslında kaçırılmış olması, en acısı... Bir de bunu yapanın -artık bildiğimiz üzere- yengesi olması... Şeniz'in muhtemelen anne olamayışının bir getirisiydi bu. Zira, oldukça varlıklı bir kadının çocuk kaçırması için başka hiçbir sebep olamaz... O ailenin onca yıl nasıl acı çektiğini bile bile, bunca şeyin sorumlusu olarak yüzlerine bakabilmesi de ayrı bir şeytanlık... "Anne, anne" diye peşinden bir an olsun ayrılmadığı Hikmet'in ne kadar acı çektiğini bile bile bunca yıl susması ise hiçbir gerekçenin ardına sığınılamayacak bir hayasızlık...


Bu işin sadece Ar ailesi tarafı da yok... Engin ya da kaçırılışının ardından değişen adıyla Tarık; en büyük acıyı çekenlerden birisi de o... Kendini bildi bileli, gerçek ailesini arayan ve bu uğurda tanıştığı bir insana böbreklerini vermek isteyecek kadar duyarlı bir adam... Kaderin cilvesi, uzun yıllardır aradığı ailesini bir gün çalıştığı hastaneye getirmişti. Annesi, babası, kardeşleri, babaannesi, amcası, yeğeni ve kendisini kaçırtan yengesi... Tüm tablo her iki tarafında karşısındaydı ama kimse gerçeği bilmiyordu. Mukadder'le, yani annesiyle bir şekilde el ele tutuştuğu an; o da annesi gibi bir duyguya kapılmıştı. Bu normal bir sıcaklık, normal bir karıncalanma olamazdı ama adını bir anda koymak mümkün değildi kimse için... 

Babaannesi olduğunu bilmeden, en iyi şekilde iyileştirdiği Hikmet de, en az Mukadder kadar ısınmıştı ona. Sadece ikisi mi; -bilmediği- babası, kardeşleri, yeğeni, amcası... Tek bir isim vardı, ondan etkilenmeyen ya da ruh hali değişmeyen; yengesi Şeniz... Şeniz, en başından beri iyi görünen yüzünün altında sakladığı bir başka yüzünün olduğunu hissettiriyordu zaten bize. Çok seviyormuşçasına sürekli dip dibe olduğu Gülay'a olan yaklaşımı dahi, içerisinde sevgi barındırmayan bir yapaylıkla geliyordu ekrana. Uzağa dalan gözleri hep bir planlar içerisinde olduğunu hissettiren Şeniz'in, her şeyin başaktörü olduğunu öğrendiğimizde de şaşırmamıştık tam da bu sebeple... Ama bunca acıyı görmesine, duymasına, bilmesine rağmen nasıl bu kadar vurdumduymaz olabileceğini tasvir etmek çok güçtü herkes için...


Tarık'ın aklında olan tek şey, yirmi beş yıl önce kaybettiği ailesiyken; onun ailesinin de aklında olan tek şey buydu. Kader onları bir kez buluşturmuştu ve yine kader, amcasının -aslında çevirdiği dolap- sayesinde ailesiyle aynı apartmanda oturmasını sağlayacaktı. Tabi buna hiç sevinmeyen olarak eşi Yonca'nın da farklı bir mücadele vermesi gerekecekti bu durumda. Yonca, asabi, ukala, kendini beğenmiş ve egosu tavan birisi olabilirdi ama ona Ar ailesinin yaklaşımı da çok farklı değildi. Başından beri oğulları gibi gördükleri Tarık'ın yanındaki, herhangi biriydi o... Evden taşınmaya niyetlendiklerinde dahi, "Tarık kalsa da, o gitse" diyorlardı. Yani gerçekten gelinleri olduğunu bilmeden, Mukadder ve Hikmet kaynanalık, Gülay, Miray ve Tülin de görümcelik yapıyordu ona... Başına gelen de kalmıyordu zaten, Yonca'nın onların içerisinde oldukları birçok durumda... Başından aşağıya dökülen kovaların haddi hesabı yoktu... Bir gün yer silinen pis bir kova su, bir gün de bir kova dolusu boya... Hepsi istemsiz olsa da, olduğunda kimse üzülmüyordu durumuna... Tarık'ın biricik aşkı ve tutunabildiği tek dalıydı o ve bir gün onun da annesine acı ve endişe hakim olacaktı...


Tarık'ın en büyük korkularından biri de, Yonca'yı kaybetmekti. Dedim ya, tutunabildiği tek dalı oydu. Tek gerçek ailesi de oydu ve ona olan sevgisi, tüm çekilemez huylarına rağmen hiç bitmeyecek kadar çoktu. Midesi bulanan, başı dönen ve sık sık bayılacak gibi olan Yonca ve geri kalan herkes için bunun tek bir sebebi olabilirdi; bir bebek... Herkes telaşlanmıştı. Onunla hiç geçinemeyen Ar ailesi bile, her istediğini yapmaya ve onun yanında durmaya hazırdı. Tabi yine ondan hoşlandıklarından değil, oğulları gibi gördükleri Tarık'ın bebeğini taşıyor olduğundan öyleydi yaklaşımları... 


Annesi Esma ise kendisini anneanne olmak için çok genç hissediyordu ama ortalarda küçük küçük "Can"ların gezmesi fikri de çok cazip geliyordu. Can kim mi?.. Yonca'nın erkek kardeşi... Gerçek duyguları elbette, ikisine karşı da aynıdır ama Esma'nın her zaman ilk sırasındaki isim Can bizim gördüğümüz kadarıyla... Yonca da kendisini aslında yalnız hissediyor bu sebeple ve Tarık onu en fazla sevendi ona göre... Esma'nın niyeti bir ayrımcılık yaratmak olmasa bile, çizdiği anne figürü hem Yonca'ya hem de bize bunu resmediyordu. Can'ı biriciğiydi de, Yonca ikirciğimiydi sanki?.. Elbette değildi, onun tırnağına zarar gelse en çok canı yanacaklardan birisi de oydu ve her şeyin sonunda anneanne olmak yine de güzel olacaktı... Ama kontrol için hastaneye gittiklerinde Tarık'la, hiç beklenmedik bir gelişme vardı karşımızda... Yonca hamile değildi ve yapılan tetkiklerin sonunda beyninde bir anevrizma yani patlamaya hazır bir baloncukla yaşıyor olduğunu öğrenmiştik... Tarık yıkılmıştı ve en büyük korkularından birisi hayata geçecek gibi duruyordu. Yonca'yı her an kaybedebilirdi ve bu uğurda varı yoğu ne varsa satıp, mesleğini dahi bırakıp onun tedavisi için yurt dışına gidecek kadar kararlıydı. Arkadaşı olan nörolog, ona bu durumu Yonca olmasa dahi, ailesinin bilmesi gerektiğini söylemişti ve Tarık'ın yapacağı da bu olacaktı...


Ar ailesinin hiçbir zaman iyi geçinemediği Yonca ise hastalığının bu ileri evresinde, umutları olmaya çok yakınlaştı... Bir gün apartmandan çıkarken, Zafer ve Gazanfer'in kaybolan Engin ile ilgili konuşmalarına tanıklık etti. "Elinde mısır olan Engin, annesinin elinden kurtulmuş ve bir anda kaybolmuştu" Yonca bir duraksamış ve Tarık'ın kendi kayboluşu ile ilgili hatırladıklarına gitmişti aklı... O da aynı şekilde kaybolduğunu anlatıyordu ama bu tek başına yetmezdi parçaları birleştirmeye... Hamile diye artık Mukadder de Hikmet de ona iyi davranmaya söz vermişti kendilerine ve işten geldiğinde de bunun ilk adımı olarak eve davet ettiler, kahve içmeye. Bu kahve faslında da, Yonca  lafı Engin'e getirmişti ve ilk defa lafı evirip çevirmeden, "kayboldu" dedi bizim ikili. Yonca daha fazla deşemedi o an ama eve gidip, Tarık'ın albümüne sevgiyle baktıktan sonra, bu konuyu deşmek arzusu kabarmıştı. Hikmet'e çıkmıştı şimdi de ve Engin hakkında sorular sormaya başlamıştı. Kaçırılmış olma ihtimalini hiç düşünmüş olabilirler mi diye sorduğunda, "kimsenin kaçırması için bir nedeni yoktu ki" cevabını vermişti, gelininin gerçek yüzünden habersiz olan Hikmet... Fotoğrafına bakmak istediğinde Yonca, albümü getirmişti ve işte gerçek Yonca'nın tam karşısındaydı... Fotoğraftaki çocuk Tarık'tı ve o bu kargaşayı zihninde toparlamaya çalışırken, annesi onun hakkındaki gerçeği öğrenecekti...


Tarık, Esma ve Can'a olan biten her şeyi anlattığında, her ikisi de yıkılmıştı deyim yerindeyse... Esma da, Can da canlarını yitirmenin korkusuna düşmüştü... Esma ağlarken kendinden geçercesine, Tarık'ın telefonu çalmış ve arayan Yonca'nın raporlarını gönderdiği Almanya'daki arkadaşıydı. Sonuçlar hiç iç açıcı değildi, çünkü baloncuk en riskli bölgedeydi ve doktor her şeye hazırlıklı olmalarını söylemişti... Herkesin acısı daha da katmerlenirken, birçok soru işaretiyle bir sonraki bölümü beklemek durumundayız şimdi de...

Bunca zaman uğraştıkları Yonca, hem düşmanları, hem gelinleri, hem de 25 yıldır çözülmesini bekledikleri düğümün kilit noktası an itibariyle Ar ailesinin. Ama o kilit her an ölüme çok yakın ve sessiz kalmak istemese dahi, geçirebileceği bir hafıza kaybı tüm gerçekleri yeniden ellerinden uçurabilir ansızın... Ar ailesinin yirmi beş yıllık evlat acısı, Esma'nın canından çok sevdiği -muhtemel- evlat acısına karışmıştı artık. Hem kilit hem de anahtarı onun elinde olan Yonca, artık tüm düğümleri çözebilecek tek kişi ve ona bir şey olması durumunda herkes için tüm dengelerin değişmesi kaçınılmaz... Ar ailesinin uzun zamandır yaşadığı evlat acısını, eğer şimdi Esma yaşarsa her iki tarafın acısı bir başka düğüme sebep olacak. Ve bu düğümü çözmek hiç kimse için kolay olmayacak...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder