22 Eylül 2014 Pazartesi

Kiraz Mevsimi: Uyuz Ayaz


Şeyma'yı yine bambaşka bir karakterde izlediğimiz ve Öykü'nün önce sarhoşlukla imtihanını ve daha sonra da Ayaz'a yaptığı serenadı takip ettiğimiz bir bölümdü cumartesi akşamı yayınlanan on birincisi. Dizinin hikayesi dört başrolün aşk acısı, iki yardımcı rolün aşka kavuşmasıyla büyük bir çelişki sunarken bize, bölümün sonunda aşk acısı çeken tarafların da yeniden aşka kavuşacağını hissettik. Bunların ışığında bakalım, dizinin on birinci bölümünde neler olmuş...

Dizi geçtiğimiz bölüm, Emre'nin çalışmaya başladığı restoran/cafe tarzı yerde Öykü ve Ayaz'ın yeniden birbirlerinden kopmalarıyla sona ermişti. Malum bu bir kısır döngüye dönmüştü dizide ama bir sonraki bölümünde, istikrar korunacaktı ilginç bir şekilde... 

On birinci bölüm

Klasikleşmiş bir şekilde bölüm, Öykü'nün odasında ve o tam uyanmak üzereyken başladı. Uyandığında da aklına hemen Ayaz vurmuştu tabi. Ayaz'ın kendisiyle ilgili biriktirdiği nesneleri ve fotoğrafları koyduğu ancak, daha sonra çöpe attığı defter de baş ucundadır. Onu eline alır ve acıyla kurcalamaya başlar ta ki, telefonu çalıncaya kadar... Arayan Şeyma'dır. Geceyi Mete'nin hunharca çıkışı ardından, yine onun kiraladığı saray yavrusunda geçirmiştir ve yanına gelmesini ister Öykü'den. O da kalkıp gider... Aman ayak diretme, aman "sen bana sürekli kumpas kuruyorsun" deme emi Öykü!..



Diğer sahnede ise Ayaz'ı görürüz. Mete'lerin evinin önünde, arabanın içerisinde uyuyakalmıştır. Geceyi dışarıda geçiren Mete eve geldiğinde hemen arabanın yanına gelir ve camı tıklatıp uyandırır Ayaz'ı... Daha sonra evin bahçesine geçer ikili. İkisi de yaşadıkları vedalardan bahseder birbirlerine ve tam bu sırada bahçeyi sulayan Bülent, keyifsiz ikilimizi bir güzel ıslatmaya başlar. Aralarına bir süre sonra, Burcu da katılır ve Ayaz'la Mete havuza atlarlar. Babasının elinden hortumu kapan Burcu ise şimdi babasını ıslatıyordur. Bu sulu sahnelerin ardından, biraz olsun keyifleri yerine gelmişti ikilinin...


Öykü, Şeyma'nın verdiği adrese gitmiştir. Şeyma ağlamaktan helak olmuş, yüzü gözü şiş bir vaziyette onu karşılamışken; Öykü'nün de makyajının ardında başka birisi yoktur aslında. Gelirken yanında poğaça getirmiştir ama ikilinin de keyfi yoktur. Birbirlerine olanları anlatırlar ve uzun zamandır ilk defa iki yakın arkadaş gibi davranmaya başlarlar. Tabi Öykü, her zaman böyle ama malum Şeyma, yılanlıkta bir dünya markası... Bunalımlarını bir kenara bırakıp moda evine gitmeleri gerekiyordur. Hazırlanır ve sarmaş dolaş bir biçimde moda evine giderler. İkisini samimi bir şekilde gören Olcay, tabi hemen kıskanır Şeyma'yı ve trip atar hunharca... Aman al kankan senin olsun!..


Öykü, kendisini çağıran Önem'in yanına gider şimdi de... Ve yine kötü bir şey olduğu düşüncesiyle hareket ettiğinden, ağzı burnu kaymış ve azar yemeye hazır bir şekilde içeriye girer. Önem onu böyle gördüğünde, "kendisine güvenmesini" öğütler. Daha sonra da bombayı patlatır. Evren'in defilesinin kreasyonunu tek başına hazırlayacaktır ve sadece iki haftası vardır. Öykü yine oldukça telaşlanır ama Önem onu sakinleştirir ve "ona güvendiğini" söyler. Öykü aşağıya inip Şeyma ve Olcay'a bu haberi verdiğinde, beklenenin aksine sadece Olcay sinirlenir bu gelişmeye. Öykü iyi bir halt yiyip, Şeyma'yı da dahil eder bu çalışmaların tam göbeğine!..


Mete ve Ayaz da şirkete gelmişlerdir. İlk defa spor kıyafetlerle geldikleri için tüm çalışanlar merak içerisindeyken, birisi yanlarına gelir ve "en büyük müşterilerinden birinin, yaptıkları projeyi beğenmediklerini ve büyük ihtimalle, projeyi iptal edeceklerini" söyler. İkili, sorunu halledeceklerine duydukları inançla önemsemez bu gelişmeyi ve çalışanlara izin verirler. Çalışanlar iş yerinden gittiklerinde ise ofisi kendilerine saha yapar ve futbol oynamaya başlarlar... Aşk acısı ergen taraflarını nüksettiren ikili, bu şekilde stres atmanın yolunu bulmuştur anlayacağınız. Hunharca süren bu maçın ardından, projenin başına geçerler ve birlikte daha iyisini yapabilmek için çabalamaya başlarlar...




Emre ve Burcu'yu görürüz şimdi de ekranda... Emre, Burcu'ya akşam için bir sürpriz hazırladığını ve hazırlanmasını söyler. Emre'nin niyeti ona açılmaktır ve Burcu da hemen anlamıştır niyetini. Emre Ayaz'ı, Burcu'da Öykü'yü arar hemen. İkisi de kendileri için yardım istemektedir, kendilerine hayırları olmayan ikilimizden...



Emre, Ayaz'dan nasıl açılacağına dair taktikler alırken; Burcu'da Öykü'lerin evinde akşam için hazırlanmaktadır. Onlara verdikleri nasihatleri kendileri yapsa, her şey dört dörtlük olacak ikilimiz; terzi kendi söküğünü dikemez misali, aşk acısı çekmeye devam etmektedir.


Akşam olduğundaysa mekan çok güzel bir ambiansla hazırlanmıştır. Burcu, Öykü ve Sibel birlikte gelirler mekana ve girişte Emre tarafından karşılanırlar. Burcu'ya bir dizi iltifat ettikten sonra oturmak için yönlendirir onları ve tam bu sırada Ayaz içeriden gelir. Öykü, Ayaz'la karşılaştığında hemen buz keser ve gitmeye niyetlenir. Bir Ayaz bir Öykü "ben giderim" moduna girmişken, Emre ikisini de tuttuğu gibi kolundan otutturur yerlerine...



Ve gece Emre'nin şahane sesiyle başlar... Şarkı bittiğindeyse, Burcu'yu karşısına alır ve Ayaz'dan aldığı taktikleri uygulamaya koyulur... Gözleriyle(!) açılacaktır Burcu'ya ve o da gözlerinden okur niyetini Emre'nin... Ben geçsem Emre'nin karşısına gözlerinden, "sana bir milyon para vereceğim" diye bir izlenim alırdım. Ne yani çıkartıp verecek miydi?.. Gözle çıkma teklifi mi olur allasen?.. Teknik olarak, Burcu teklif etmiş oldu bana göre çıkma teklifini... Ne boğuldum ama detayda!.. Neyse, ikilimiz birbirine sarılmış mutluluk pozları verirken, Öykü daha fazla dayanamaz ve kalkar gider oradan... Sibel ve İlker de peşinden üzüntüyle bakakalır...


Öykü otobüs durağına gitmiş, otobüs beklemekteyken yanına yanları led aydınlatmalı(!) bir anadol gelir. İçerisindeki iki serseri, Öykü'ye yazmaya başlarlar. Öykü ne yapacağını bilemezken, Superman Ayaz hemen orada bitiverir ve iri yarı Ayaz'ı gören iki serseri topuklayarak kaçar oradan... Ayaz, "bir şeyi olup olmadığını sorar" Öykü'ye... Öykü, "bir şeyi olmadığını" söyler ve onu eve Ayaz bırakır. Eve vardıklarında gayet soğuk bir vedalaşmanın ardından, ikilimiz aşk acısı çekmeye kaldıkları yerden devam ederler...



Şeyma ve Mete ise şansa(!) eşyalarını toplamak için aynı anda otel odasındadırlar... Birbirleriyle konuşmazlar ama derin derin bakmayı da ihmal etmezler tabi... Eşyalarını toplayan Şeyma, odadan çıkar ve ağlayarak uzaklaşır oradan. Tilkinin dönüp dolaşıp geldiği yer kürkçü dükkanı misali, eve geri dönmüştür ama babası onu kabul etmez ve kapı dışarı eder... Sokakta kalan Şeyma'nın, Öykü'lerden başka gidebileceği kimsesi yoktur artık ve oraya kamp kurmaya niyetlenir şimdi de(!)..


Sabah olduğunda, çok iyi hazırlanan Mete ve Ayaz ikilisi; kaybetmek üzere oldukları müşterilerini geri kazanmak için ellerinden geleni sergileyeceklerdir ama tam müşteriler gelmek üzereyken, yeniden çocuklukları tutar ve birbirlerine düğüm olurlar(!).. Gelen müşteriler oldukça şaşkın bir halde onları seyrederken, sıra beğenmedikleri projeden bambaşka bir projeyi sunmaya gelir onlara... Ve elbette, sunumun sonunda müşteriler tatmin olmuş; iş onlarda kalmıştır...


Önem ise Öykü'nün kreasyon çalışmalarının ilk ayağını görmek ister. Öykü çizimini götürdüğündeyse, bir güzel parpuyu yer. Aşkı anlattığı çiziminde, kendi aşk hayatına odaklanan Öykü(!); siyahlar içerisinde, matem havasında bir elbise çizmiştir... Önem, "bu çizimin iki yanına mezarın çok yakışacağını" söyler ve daha iyi şeyler ortaya çıkarması için azarlar onu.


Azarın ardından Öykü ve Şeyma yeniden çizime koyulurlar. Tabi bu sırada yine Ayaz ve Mete akıllarına düşer ve "yemek dahi yiyememe" ihtimallerinden bahsederler. Zira, onlar da kendileri gibi aşk acısı çekmektedir onlara göre... Ama tam bu sırada Öykü'nün telefonu çalar ve arayan Burcu'dur... Mete ve Ayaz'ın akşam kendi evlerinde bir parti vereceğini söyler... Projelerinin kabul edilmesini kutlayacaklardır ve bunu duyan bizimkiler çılgına dönerler... Şüphesiz, partiye hunharca sızmak zorundadırlar ve akşam olduğunda taktıkları peruklarla partiye sızarlar...


Mete'nin de, Ayaz'ın da yanında kızlar vardır ve onları gören ikilimiz çılgına dönerler. Öykü, hemen dalmaya hazırdır Ayaz'a ama onu durdurur Şeyma ve köşede bir masaya geçer ikilimiz. Yanlarına da iki tip gelir ve sarkıntılık etmeye başlarlar kızlara. Tam bu sırada, Mete'den yanak alan bir kız mutfağa doğru yol alır ve peşinden Şeyma da gidiverir... Kızla aynı kıyafeti giyen Şeyma, "aa bak pişti olmuşuz" der ve bir bardak kırmızı şarabı kızın üzerine döker. Daha sonra da, "Mete'nin sevgilisi olduğunu ve yanında durması halinde, canına okuyacağını" söyler kıza... Gözü korkan kız, şıp diye uzaklaşır oradan...


Bir tehlike geçmişken, asıl tehlike Öykü'den başkası değildir. İçtiği bir kadeh şarapla sarhoş olan Öykü, şapşal bir moda girmiştir ve birkaç bölüm önce Serkan Çayoğlu'nun verdiği mücadeleyi, şimdi de Özge Gürel vermektedir. Serkan Çayoğlu'nun sarhoş performansına 10/4 vermiştim. Özge Gürel'e ise 10/2 ancak verebiliyorum. O ikiyi de, saftrik bir sarhoş rolü ortaya çıkarttığı için verdim!.. Üzgünüm ama olmadı o sarhoş taklidi... Neyse, konumuza dönelim... Öykü iyice kafayı çekmişken, aldığı bir peçeteye bir şeyler yazmaktadır. Şeyma ise bahçeden çıkan ve odasına giden Mete'nin peşinden içeriye geçmiştir...





Öykü peçeteye yazdıktan sonra -daha sonra şarkı sözü olduğunu öğreneceğimiz- satırları, sendeleye sendeleye ilerlemeye başlar havuz başında. Ve "Ayaz" diye bağırır şimdi de, hunharca... Ayaz kendisine baktığında da peruğunu çıkartır ve Burcu ve Emre dahil herkes şoka girer bunun karşısında. Tam elindeki peçeteden laf açılacakken, ayağı havuzun kenarına takılan Öykü löp diye düşüverir havuza... Ayaz bunun ardından içeriye geçerken, arkasından seslenen Öykü çılgına dönmüş bir şekilde havuzu yumruklamaktadır şimdi de...


Mete yukarı odasına çıkmış ve Şeyma da peşinden gitmiştir. Kapıda birisi olduğunu fark eden Mete, biraz önce ilgilendiği kız zanneder ve "güzel eğlendiklerini ama bu kadarının olabileceği, kendisinin başkasını sevdiğini" söyler. Şeyma tabi hemen duygulanır ve kapıyı aralayıp içeri girer... Onu ilk defa bu kadar samimi göreceğimiz sahne başlar... Tüm gerçek yüzünü anlatan Şeyma, onu ne kadar çok sevdiğinden bahseder ve yanağına son bir öpücük kondurup oradan uzaklaşır...


Havuzdan çıkmış, sırılsıklam bir halde evin önüne gelen Öykü ise evin ikinci katının penceresinde duran Ayaz'a seslenmeye başlar şimdi de... Ayaz duymayınca önce taş atar, bu sefer de duyup camı açmayınca kırmakla tehdit eder ve açtırır camı Ayaz'a... Aşkını itiraf etme zamanı gelmiştir şimdi... Peçeteye yazdığı şarkıyı aramaktadır ama ıslanan peçeteden bir şey okumak imkansızdır... Allahtan sözleri ezberindedir de(!) müzikal tadında ki, "Uyuz Ayaz" eserini seslendirmeye başlar... Şarkı bittiğindeyse, dizlerinin üzerine çöküp son bir şans ister Ayaz'dan... Bölümün perdesi de bu sırada aşağıya iniverir...

Öykü'nün, "Uyuz Ayaz" eserini izlemek için tıklayabilir ya da aşağıda doğrudan izleyebilirsiniz...


Şeyma'nın yarattığı bir gerginlik olmayınca, nasıl da keyifli oluyor izlemesi... Şeyma'nın böyle kalması dileğim ama muhtemelen, Mete ile arası düzeldiğinde yine şeytan günlerine dönüş yapacaktır. Karakterin ilk defa yaydığı elektrikten memnunken, böyle kalması elbette en doğrusu olacaktır. Bu dizide illa ki sivrilen bir kötü karakter olmasına gerek yok. Hikayesindeki çocuksu aşk zaten yeterince sürükleyici ve izleyici çeken de bu. Ekstra bir aksiyon yaratma çabası, tam aksine ters tepiyor zira... Kiraz Mevsimi, izlemesi oldukça keyifli ve gülme garantili bir bölümle karşımızdaydı anlayacağınız. Özge Gürel'in bocaladığı sarhoş sahneleri ve pek tabi ki Serkan Çayoğlu'nun dublajı(!) dışında bir pürüz yoktu bölüm boyunca. Bakalım bir sonraki bölümde bizi hangi maceralar bekliyor olacak...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder